Demokrasi çok tatlıdır

11169979_881848631853657_8204613676250022119_nParlamenter sistem ne işe yarar?

Devletin merkezine yaklaşmak, ihaleler almak, uluslararası anlaşmalar yapmak isteyen gruplar belli bir partiye temsiliyet verir ve bu parti de bu odakların çıkarlarını gözetir.

Devletin merkezindeki savcı, hâkim, polis, asker, bürokrat ya da devletin daha dış çeperlerindeki öğretmen, belediye çalışanı, memur gibi kadrolara girmek istemeyenlerin seçimlerle doğrudan bir alakası yoktur. Devletten-belediyelerden ihaleler-izinler almayacak ve izinler alanların yanında çalışmayacakların da seçimlerle doğrudan bir ilgisi yoktur.
1513659_881848815186972_7785973026034056121_n
Kraldan çok kralcılık?

Bir iktidarın trenine tutunup büyüyen grup ve kişilerin oy vermesi de doğaldır. Bunların dışında kalan insanlar, yani çoğunluk ise ‘kıskanç’tır. Olmadıkları halde kendilerini zengin, güçlü, iktidar sahibi hisseder. Birilerinin politikalarını-söylemlerini TV’lerden, sosyal medyadan dinler onlarla birlikte hareket ettiğini düşünür. Bazı grupların çıkarlarını gözeten, onların daha başarılı olması için öneriler sunan gazeteciler ve akademisyenleri can kulağıyla dinler, onların yazılarını şevkle okur. Politikacıların, gazetecilerin, akademisyenlerin yazılarını paylaşır ya da tam tersine hararetle eleştirir, üzerine konuşmalar yapar, yazılar yazar.

Sorular sorular

Sahi efendiler ve efendilere yol gösterenler neden bu kadar dinleniliyor? Neden onlara cevaplar veriliyor, onların istedikleri konular konuşuluyor, neden onların gösterdiği mücadele yöntemleri benimseniyor? Neden yalnızca sistemin yeniliklerine karşı tepki gösteriliyor, onların yenilikleri tartışılıyor? Neden bu sistemin köklerine, yerleşmiş örgütlenmelerine ateşler salınmıyor? Neden keskinleşilmiyor? Neden devlet istediği herkesi hapse-okula-askere atabilir, öldürebilirken devletin dışındaki herkes birbirine (devlete ve şirketlere de tabii) saygı göstermek, ifadelerini dinlemek zorunda? Neden her tür mücadele, tepki mecliste, belediyelerde en yasal çerçevelerde verilmeli? Neden dünyanın en büyük orduları nükleer silahlarını dahi bırakmazken bazıları kalaşnikovlarını bırakmalı? Sırf dünyanın en büyük orduları öyle dediği için mi?

Doğrudan eylem nedir?

Demokrasinin bizim savaşımızda yeri yok. Kimsenin, hele ki düşman kabul ettiğimiz birilerinin bizim için savaşmasına ihtiyacımız yok. Bedenlerimiz bize ait. Kendi hayatlarımızı başka vücutlara teslim etmiyoruz. Birilerinin bize bir şey vermesini de beklemiyoruz. Bizim olanı ancak biz alabiliriz.

Doğrudan eylem sesini başka türlü duyurmaktır. Başkalarının ağzından değil kendi ağzından konuşmak, bağırmak, istediğinde susma özgürlüğüdür. Ne zaman ne söyleyeceğine kendin karar vermektir.
10423657_881849108520276_7962517454743020350_n
Evsizlere-mültecilere evler açacağını söyleyen bir partiye inanmak yerine ev bularak-ev açarak-işgal ederek her şekilde dayanışmak, ana akım ya da alternatif medyaya onların kabul edebileceği türden bir yazı yazıp yayınlamalarını beklemek yerine basıp dağıtmak, hayvan deneylerini kaldırmış bir şirketten ürünler almak yerine o ürünleri hiç almamak ya da kendin yapmak, hastanelerden-özel kliniklerden-bakanlıklardan medet ummak yerine şifacılara gitmek ya da bizzat şifacı-kocakarı olmak, eğitim sisteminden şikayetçi olmak yerine okula gitmemek-okulları-eğitimcileri hırpalamak, 155’i aramak yerine arkadaşlarını aileni çağırmak ya da tek başına karşı koymaktır.

Özsavunma güzeldir

Her çocuk, her kadın, her bakteri, her dere, her siyah, her toprak, her pamuk bitkisi, her genç tavuk, her maden ve köleleşen her şey kendini savunmalı. Öncelikli olarak düşmanını-efendisini dinlememeli, ondan akıl almamalı, onun sözlerine kanmamalı. Düşmanın-efendinin kendisini koruyacağına dair garip fikir ve duygulardan kendini Arındırmalı.

Efendisinin düşmanı olduğundan emin olmalı. Diken, bıçak, çekiç, taş, tava, bilye, gaga, hastalık, tükürük, sel, tabanca, kalaşnikov, diş, tırnak, tekme, paslanma, çürüme, parazit, havan topu, biyolojik silah ne bulursa onu kullanmalı ve en güçlü silahları bulmaya çalışmalı.

Düşmana saldırının düşmana yarayacağı, düşmanın bazen kendi kendisine saldırdığı gibi ilginç propagandaları dinlememeli. Düşman zarar görmüşse, korkuyorsa, birileri huzurlu bir şekilde uyuyamıyorsa demek ki doğru bir iş yapılmış, bir işe yaramış diye düşünmeli.
11169910_881849265186927_4081920912852189863_n
Her zamanki hallerdeyiz

Şu anda dünyanın neresinde olağanüstü hal yok? Nerede darbe koşulları devam etmiyor? Mesela nerede insanlar kayıtsız-kâğıtsız olarak rahatça yaşayabilir? Nerede kamera ve alarm sistemleri giderek yayılmıyor? Nerede askeri teknolojiler geliştirilmiyor, bu teknolojilere muazzam paralar yatırılmıyor? Darbe süreci ne zaman bitecek? Ne zaman özel mülke izinsiz girenler hapse atılmayacak? Ne zaman ineklerin insanlara süt vermek dışında bir hayatı olacak? Ne zaman dünyadaki her şey sayılarla ifade edilmeyecek? Bütün bunlar geçici mi? Aslında sistem çok tatlı, canlı-cansız her şeye karşı çok sevecen ama arada böyle acılaşıyor mu? Öyleyse ne zaman bitecek bu? İç güvenlik yasası kalktıktan sonra bitecek mi?

Bize rahat batıyor

Biz daha rahat, refah dolu bir hayat mı istiyoruz? Sistemin, demokrasinin, yasaların, efendilerin bize alanlar açmasını mı talep ediyoruz? Biz bazı güç odaklarının bizi korumasını mı arzuluyoruz? Düşmanla savaşmak ne zamandan beri acısız-kansız oldu? Sistemle-imparatorlukla savaşmak demek özgürlüğü tatmak, onuru geri kazanmak, travmaların üstesinden gelmek fakat onun kudretiyle karşı karşıya gelmek değil mi? Savaş uçakları-drone’larla yanmak, yıllarını soğuk hücrelerde geçirmek, sevdiğin her şeyi-duygularını dahi birer birer yitirmek bunlardan belki daha kötüsü de yalnızlaştırılmak, işbirliğine zorlanmak, aşağılanmak ve akıl hastası muamelesi görmek değil mi?

Bol sıfırlı banka hesaplarımız, bol sayfalı CV’lerimiz, bir çağrıyla milyonları etkileyecek bağlantılarımız, şirketlerde-devlette tanıdıklarımız, kelimeleri çevirip çevirip kullanacak bilgimiz olmayabilir. Ölebilir, hapse girebilir, bütün toplumlar tarafından reddedilebilir, alternatifi-ana akımı hiçbir medya bizi desteklemeyebilir. Fakat bizim duruşumuz buysa, tek başına dahi kalsak önemli değil. Herkesi anlayabiliriz ama kimseye hak vermek zorunda değiliz. Yaşasın anarşi, yaşasın yıkım, yaşasın kıyamet!
11156145_881849378520249_8733345803688081065_n
Bugün bizlerden Haziran seçimlerinde şu veya bu muhalif partiyi desteklememiz gerektiğini söyleyenlere bir kaç sözümüz var.

Bizler anarşistiz, bizim öncelikli mücadelemiz parlamenterizmin gündemine angaje olmak değil, anarşist eylemi sosyal çatışmanın asıl hedefi yapmaktır. Bugün devletin ve sermayenin gerçekleştirdiği toplumsal yıkımların kaynağını kökünden söküp atmaktır. Yönetenlerle uzlaşmak değil, onları ve sistemlerini alaşağı etmektir. Yöneten sınıflar arasında barışa katkı sağlamak değil, onlarsa savaş açmak, kurumlarını saraylarını ateşe vermektir.Sosyal Devrimin kanla inşa edilmiş bir meclis içerisinden filizleneceğine inanmıyoruz. Devlet ve benzeri kurumların mazlumu nasıl zalimleşeceğini bilecek kadar tarihi iyi biliyoruz. Anarşi gibi bir seçenek önümüzde dururken demokratikleşmenin bu toplumun ihtiyacı olan son şey olduğuna inanıyoruz. Sosyal yaralar, o yaraları silikleştiren ve görünmez kılan bir devletle birlikte çözülemeyecektir. Bizler kimseye seçimler konusunda nasihat vermiyoruz, herkesi başkalarının iktidarlarını güçlendirmeye değil, kendi mücadelelerinin öznesi olmaya çağırıyoruz.
11054787_881849745186879_5082096064762034511_n
* Bu metin Anarşist / queer / vegan gün‘de (11 Nisan 2015) dağıtılan bültende yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code