Devrimci ahlakın seks işçileriyle sınanması ya da Sarıgazi olayının düşündürdükleri

10502187_10204617987798096_1711042301734227478_nDevrimci ahlakın seks işçileriyle sınanması ya da Sarıgazi olayının düşündürdükleri…

Seks işçiliği bir işçilik biçimidir. Seks işçiliği bir emek biçimidir.” Nokta. Devletle, kapitalizmle mücadele ediyor, bütün ezilenler ve emekçiler için devrimci bir mücadele verdiğini söylüyorsan bunu hazmetmen lazım arkadaşım. Eğer seks işçiliğini yapılan diğer bütün işçilik biçimlerini farklı bir yere koyuyorsan, bunun altında aranacak şeyler ne “fuhuş ve yozlaşma karşıtı mücadele” ne “halkın değerlerini” korumak ne de devrimci bir mücadeledir. Altındaki tek ve biricik olan şey kutsal mülkiyettir. İnanmayanlar için bkz: “Ailenin Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni…

En sonda söyleyeceğimi başta söyledikten sonra, şimdi bir karar verebilirsin dostum. Eğer burada yazılanları yozlaşmış beyinlerin ürünü olarak görüyor ve yozlaşmanın değirmenine su taşıyanlar olarak görüyorsan; şu hayırlı ramazan günlerinde “Allah sana zihin açıklığı versin” demekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Son günlerde devrimcilerin kullandığı medya araçlarından sıklıkla karşımıza gelen “mahallemizde fuhuş yapanları cezalandırdık” haberleri ve hemen üstüne koyulmuş boy boy koyulmuş kadın ve erkeklerin fotoğraflarını gördükten sonra, seks işçiliği ve devrimci ahlakçılık üzerine düşünmemek elde değil. Bizler daha sokaklarda saçları kesilmiş, fuhuş yapıyor diye dövülüp kahve kahve dolaştırılmış kadınların yaşadıkları işkenceyi, atlatamadan, her  geçen gün bir yenisi daha yaşanıyor. Genellikle dayak ve sokakta teşhir mantığı üzerinden ilerleyen bu anlayış, gerçekleştirenlerin de ifade ettikleri   üzere “mahallelerin yozlaşmaması” için! En son Sarıgazi’de seks işçiliği yapan bir kadının teşhiri, medyada boy boy fotoğraflarının konulup lince  yönelen işkence tutumları görünce, insan bu tip kampanya ve tutumlar üzerine düşünmeden edemiyor.

Bu güne kadar seks işçiliği üzerine yalnızca parmak sallayan, akıl veren ve “yapılacak başka bir sürü iş olduğunu” öğütleyen kişi ve gruplarlar birçok  kereler karşılaşmışsınızdır. Ulvi bir emelle ahlak zabıtalığına soyunmuş olan bu zihniyeti çok dinledik. Hemen hemen talepler ve eylemler aynı  noktadan çıkıyor ancak biraz derinlemesine bakan, ibreyi terse çeviren herkes bu dayanak noktalarının temelinde yatan sıkıntıları, devrimci   muhafazarkarlığı, kadın ve toplum üzerine aldığı suyun eksikliğini hemen görebilir. İnanmayanlar için kaynak birinci satırın sonunda belirtiliyor.  Buradan sonra derdimiz biraz da hakkını savunmadığımız işçilerin ahval-i şerlerini anlatmak olacak. Bu yüzden seks işçileri hakkında yanlış bilinen  iddialara dönmekte fayda var.

O zaman sıradaki satırlar devrimci ahlakçılara:

Dostum kabul etsen de etmesen de seks işçileri de diğer bütün işçiler gibi işçidir. Sen sistemin bütün alanlarında kafana, beynine, tecavüz edilmesine  izin veriyorsan, her gün birilerini zengin etmek, şirketleri ayakta tutmak, ekmek paranı kazanmak için nasıl çalışıyorsan, onlar da yaşamlarını  sürdürmek için çalışıyor. Basit bir işçi olarak üretimin sonsuz döngüsünü sürdürüyor, kariyer sahibi birisi olarak yeni kapitalist projeler üretip prim  alıyorsan, sabah işine geç kalmayıp akşam basın açıklamasını kaçırmamak elinden geleni yapıyorsan, hemen biraz ötende ellerinde gökkuşağı  bayraklarıyla onları da görmüş olman gerekir. Mavi ya da beyaz yakalı diye bir tanıma sığmazlar! Onları tanımlayan bir yasa, tanıyan bir devlet, maaş  veren bir resmi organ yoktur çünkü karşılarında ama onlar da senin kadar işçidir. Gayet de meşru ve en az senin yaptığın kadar gerçek bir işçilik  biçimidir bu. Niyetim seks işçilerinin zor koşullarına yaslanmak, bunların demogojisini yapmak değil. Çünkü sen nasıl iş cinayetleri yaşıyorsan, onlar  da yaşıyor. İşveren nasıl senin kolunu koparıyor, tersanelerde diri diri yakıyorsa, onları da çöplerden toplayan, bıçaklanmış, yaralanmış, tecavüze  uğramış bir halde çok bulduk. Onlar senin iş ve işçilik hakkına saygı duydular ama sen ne yazık ki onların işçilik biçimini meşru görmedin. Gerçi canını  sıkmak filan değil niyetim ama şu kaçınılmaz gerçeği teraziye koymakta fayda var: Sen ne işçiysen, onlar da o kadar işçi! Sen ne kadar orospuysan onlar  da o kadar orospu! Her şeyin arz talep dengesi içinde ilerlediği bu serbest pazar çanağında, hiç kusura bakma dostum, hepimiz aynı pisliğin  lacivertleriyiz! Sen yaşamak için aklına, beynini sunarsın, onlar da bedenlerini… Her ikisini birbirinden ayıran yalnızca toplumsal kabul ve yerin dibine  batası ahlakınızdır. Yoksa özünde hepimiz aynı sepetin içindeki yumurtalarız!

Bu toplumsal kabul senin bir köle gibi çalışmana sesini çıkarmaz. Bu toplumsal kabul orospuların olması gerektiğini düşünür. Çünkü paraya sahip     olanlar bedelini ödeyip senin emeğini, zamanını ve hayatını alabiliyorlarsa, sende bunu gönüllü iradenle yapıyorsan bu herkes tarafından kabul görür.  Herkes senin ne kadar çalışkan olduğunu düşünür ama kimse sistemin yatağındaki fahişe olduğunu düşünmez. Çünkü ahlaken doğrudur. İşte bu ahlak  seni işçi kılar, seks işçisini fahişe!

Biricik mülkiyet ve onun sonsuz ahlakı tam burada devreye girer işte. Namusu bacak aralarında arayan zihniyet, bir şekilde senin zihnini de ele geçirir.   İşte o zaman sokaktaki seks işçisi senin için bir parazit gibi görünmeye başlar. Aynı kaderi paylaştığın, aynı sıkıntıları yaşadığın halde, onun yaşadıklarını görmezlikten gelirsin. Çünkü ahlaken doğru değildir yaptıkları. Bir de bunun ötesine geçip, yaşadığı dünyayı anlama çabasında olan,  bunun mücadelesin veren insanlar vardır. Onlarda gelir düşer bu bataklığa. Daha da tehlikeli olan bir hastalığa tutulurlar zamanla: Devrimci ahlakçılık!

“Ne yazık ki seks işçileri, seks işçiliğinin bir işçilik biçimi olduğuna ve en az diğer meslekler kadar meşru bir işçilik biçimi olduğunu savundukları için   saygı görmüyor. Çoğu durumda, çeşitli gruplar tarafından, irade sahibi ve kendi haklarını korumak noktasında azimli özneler olduğu için insan olarak  bile değerlendirilmiyor. Onlardan beklenen, ağlayan “mağdur” rollerini oynamaları. Dünyanın hemen her yerinde, insan hakları mücadelesinin     çeperlerine itiliyor ve yalnız bırakılıyorlar. Haklarını talep ettiklerinde, “pezevenk” oldukları iddia ediliyor. Özgürlüklerinden bahsettiklerinde “erkek   egemenliğinin doktrine edilmiş/kandırılmış mağdurları” olarak sınıflandırılıyorlar. Hükümetler ve tüm insanların hakları için çalıştığını iddia eden örgütler onları dinlemeyi reddediyor. Çoğu kişi ve örgüt için, seks işçilerinin ekonomik ve toplumsal haklarını desteklemektense klişeler ve soyut  ideolojileri desteklemek daha cazip görünüyor. İnsan hakları mücadelesi bu haliyle, kanıt temelli olmayan ve tek taraflı iddiaların tekrarından ibaret  kalıyor. İşte tam da bu sebeple, seks işçileri dünyanın birçok yerinde toplumun çeperlerine itilen ve baskılanan toplumsal gruplardan biri olmaya devam ediyor. Devletlerin ve toplumların seks işçilerinin insan hakları temelinde dile getirdiği talepleri görmezden gelişi, seks işçileri için daha çok damgalanma, ayrımcılık ve şiddete tekabül ediyor.”¹

“Artık herkes ikiyüzlülüğe son versin. Şimdi seks işçilerini dinleme zamanı. Artık eğer hükümetler veya çeşitli STK’lar seks işçilerini veya müşterilerini cezalandırmayı öngören yasa önerilerinde ısrar etmeye devam ederlerse, seks işçiliğinin bitmeyeceğini, bunun seks işçilerini yeraltına ve güvenliksiz alanlara iteceğini anlama zamanı. Artık, seks işçilerini yasa yapma ve karar verme süreçlerinden dışlamak veya küçük görerek önemsizleştirmek yerine onları bu süreçlere dahil etme zamanı. Artık seks işçilerinin veya müşterilerinin cezalandırılmasının daha fazla seks işçisi için tecavüz veya fiziksel saldırı anlamına geleceğini, cinayetlerin vesilesi olacağını görmenin zamanı. İnsan ticareti ile ilgili önerilen veya varolan sorunlu yasaların seks işçileri için daha fazla ev baskını, sokağa itilme, barınma hakkı ihlali ve özel yaşamın gizliliğinin ihlali demek olduğunu görme zamanı. Hükümetlere, seks işçilerini takip etmek, evlerine baskın yapmak, onlara para cezaları kesmek ve seks işçilerini yoksulluğa, şiddete ve çaresizliğe iten politikalar için harcanan zamanı, enerjiyi ve kaynakları ayrımcılık ve şiddetle mücadele etmek için harcamanın gerekliliğini hatırlatma zamanı. Son olarak, artık herkesin bizim mağduriyetimizin sebebinin seks işçiliği değil, mesleğimizin, bedenlerimizin, kimliklerimizin ve hayatlarımızın kriminalize edilmesi  olduğunu anlamasının zamanıdır.” ²

Mesele yalnızca toplumlar ve genel ahlak tarafından kabul gören mesleklerin değil, seks işçileri dahi bütün öteki  işçiler için sesini yükseltmekte. Bütün meslek dallarında olduğu gibi seks işçileri için de sesini yükseltmek ve şiddeti protesto etmekte. Seks işçilerinin  de bir insan olduğunu hatırlayıp onların hakları desteklemekte ve en önemlisi onlar adına konuşmaktan vazgeçmekte.

İkiyüzlü davranmaktan vazgeçin!

Kafanızdaki devleti, içinizdeki polisi, hücrelerinize sinmiş olan iktidarı öldürün!

Varoluşunu kapitalizmi yıkmak üzerine şekillendirmiş olan Parti – Cephe’nin sistem karşısındaki güçsüzlüğünü, sistemin dışında yaşayan kesimlerden  çıkarma çabası, bir zamanlar devletin elini ayağını titreten, sistemin bütün odaklarınasaldıran, banka soyan, emperyalist kurumları ateş altına alan, o
güzel sloganda da ifade edildiği gibi “oligarşiyi titreten” solun, şimdi ahlak zabıtalığına soyunması, varolduğu mahallelerde uyguladığı toplum  mühendisliği nereden bakarsanız bakın içine düşülen otoriter bataklığı, faşizmin övünç kaynağı olan toplum mühendisliğini işaret etmektedir. Sistemi bırakıp sistemin dışında yaşayan insanlara saldırmak en basitinden acizlik, en gerçeğinden bir yoğum bakım ünitesine bağlı olan hastadır. Kapitalizm  yerine kendini kapitalizmin yarattığı bataklıkları kurutmaya adamak, kendinin de o bataklığın içinde olduğu gerçeğini değiştirmez! Sistemi yıkmak,  devlet ve kapitalizm denen aygıtı bir daha hiç varolmayacak biçimde parçalamak stratejik bir hedef olmaktan çıkınca, yitirilen siyasi meşruluğun  sokaklarda aranacağı ve bunca kirli ilişkinin ortasında kendini temiz göstermenin tek yolu, herhalde sokaklardaki aciz insanlara saldırmak! Nitekim  temiz bir mahalle, temiz bir toplum düşünü paylaşan otoriter sol, dünyada pek çok örnekte olduğu gibi, ülkemizde de bizleri yanlışlamıyor. Fidel’in  iktidarı aldıktan sonra önce “gay, lezbiyen, biseksüel, fuhuş yapan bireyleri” gemilere bindirip göndermesi; Sovyetler birliği boyunca bütün ötekilerin  yok sayılması, başka bir cinselliğin ya da fuhuşun toplumu kirlettiği tezinin devletçe benimsenmesi, siyasal ufuksuzluğun, temiz bir sınıf toplumu  düşüncesi değil de nedir? İçindeki her türlü renkten arınmış, “kendi sınıfını” yaratmış “tek tip bir sosyalizm” anlayışı, tipik bir faşizm, modern bir  ırkçılıktan ne kadar öteye gidebilir? Bu yüzden dönüp dönüp yeniden söylemekte fayda var:

İçinizdeki faşisti öldürün!

Aylaklardan, gezginlerden, çalışmayı reddedenlerden, seks işçilerinden, LGBTİ bireylerden, ahlaksız kadınlardan, özgür aşkı yaşayanlardan,   sakatlardan, hiçbir amaç olmadan, hiçbir beklenti içine girmeden sevişenlerden ve seks işçilerinden nefret etmemeyi öğrenin!

İçinizdeki polisi öldürün!

Sokaklarda seks işçiliği yapan insanlara saldırmak, ahlak zabıtalığına soyunmak yalnızca faşist bir algıdır. Yoksulların olduğu yerler kirlidir. Bataklıktır!  Kimse sizden okaliptüs olmanızı istemiyor.

İçinizdeki devletten kurtulun!

Kapitalizmin ötekileştirdiği bu insanlar, faşizmde toplumu kemiren parazit, ortadoks Marksizm’de disipline edilemeyen lümpen proleterya, sizin   kurallarına uymak zorunda olan işçileriniz değildir.

Tarihi reddedin!

Miras alınan tarih bizleri yalnızca yok etmeye, öldürmeye ve acımasızlığa itmekten başka bir şey değildir. Söz konusu seks işçileri ve sistemin dışına  itilmiş olan ötekiler olunca sosyalizmin ve faşizmin tehayyülleri çoğu yerde uyuşmaktadır.

Normalleşmeyi reddedin!

Çünkü temizliği hedef alan ideolojiler, kendisi gibi olmayanları ya hasta ilan edip toplum dışına atmış ya da cezaevleri, ıslahevleri, akıl hastaneleri gibi yerlere kapatarak “normalleştirmeye” çalışmışlardır.

Kabul edin!

Seks işçileri vardır. Mahallelerden kovmakla seks işçiliği bitmiyor. Öyle sistemin filan da yara aldığı yok! Siz o insanları orada öldürseniz bile kimsenin umurunda değil! Belki günü kurtarmak adına sizlere bir katkısı olabilir ama nihayetinde kazanan hep sistem oluyor. Bu yüzden seks işçilerini dışlamak yerine onlarla birlikte, onların toplumsal kazanımları için çalışmamız gerekiyor. Ayrımcı davranışların, dışlayıcı tutumların karşısında durmamız gerekiyor. En önemlisi de onlara yönelen şiddeti, hangi alandan ve gruptan gelirse gelsin kınayabilmeliyiz.

Patronsuz ve pezevenksiz, şiddetten ve sömürüden arındırılmış bir dünya için…

Dipnotlar:
1- http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=16188
2- http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=16188

* Seks İşçiliği: Mitler ve Gerçekler – Kemal Ördek

7 comments on “Devrimci ahlakın seks işçileriyle sınanması ya da Sarıgazi olayının düşündürdükleri

  1. deng dedi ki:

    Ramazan Kaya:

    Parti-Cephe’nin bu eylemi aslında otoriter solun içine düştüğü genel kudretsizlik ve iktidarsızlık halinin bir dışa vurumudur. Kapitalizme ve devasa çarkına meydan okumaya gücü yetmeyen bir sol partinin bütün öfkesini kapitalizmin mağdurlarından ve kurbanlarından çıkarma çaresizliğidir. 70’lerde İsrail büyük elçisini kaçırmak, banka soymak, büyük grevlere öncülük etmek ve faşizmin kolluk güçlerine kök söktüren eylemleriyle gündeme gelen radikal sol, şimdi seks işçilerini ve iki kuruş kazanan torbacıları cezalandıran eylemlerden medet umar hale gelmiştir. Bir zamanlar iktidara yürüyen, kudreti ve etkisi yerinde olan sol için öncelikli hedef kapitalizmi tüm kurumlarıyla ele geçirmekti, kapitalizmin yarattığı bireyi dönüştürmek sonraki bir hedef konumundaydı. Ancak 1980’ler sonrası siyasal yenilginin getirdiği dağılma, siyasal meşruluğunu yitirme ve melankoliye ve ahlakçılığa batmış muhalif kültür, solu, kapitalizm yerine kapitalizmin semptomlarıyla uğraşmayı tercih etmek zorunda bıraktı. Bir çok irili ufaklı sol parti, örgütsel ve ideolojik yapılarında köklü bir dönüşümü esas almak yerine ahlakçı vaazlarda bulunmayı, sinik bir eleştiri diline hapsolmayı, kudretini aşan gündemler üzerine nutuk çekmeyi ve metropollerde belli mahallelere ve semtlere sıkışmış bir siyasal güçsüzlüğün öznesi olmayı yeğledi.

    Bu eylem bağlamında değinilmesi gereken bir önemli nokta da totaliter sosyalizmle faşizmin toplum tahayyülü çoğu noktada örtüşmektedir. Hitler ve Stalin tarihin gördüğü en büyük biyo-politika temsilcileridir. Faşizm, üretken, disiplinli, sağlıklı, tüm yozlaşmalardan arınmış, tek bir ırka dayalı yekvücut bir toplum tahayyül ederken, Stalinizm hakeza üretken, disiplinli, sağlıklı, tüm ideolojik ve toplumsal çatışmalardan arınmış tek bir sınıfsal kültüre dayalı bir toplum kurgulamıştır. Her ikisi de aylaklardan, gezginlerden, dilencilerden, sakatlardan, eşcinsellerden, “ahlaksız kadınlar”dan nefret etmiştir. Faşizmin bir ırkın bünyesini çürüten mikroplar, haşereler olarak gördüğü ve ötekileştirdiği bu kesimleri, Ortodoks Marksizm de, üretime katkısı olmayan, disipline edilemeyen lümpen proletarya adı altında kavramlaştırmış ve ötekileştirmiştir. Her iki ideoloji de totaliter ve toplumsal hijyeni esas alan ideolojilerdir. Varlığına tahammül edemedikleri bu kesimleri yoz, ahlaksız, hain, topluma faydası olmayan, topluma kötü örnek olan insanlar olarak nitelendirip toplumun bünyesini sağlı kılmak adı altında ya yok etmişlerdir, ya da cezaevlerine, ıslah evlerine veya akıl hastanelerine kapatarak “normalleştirme”ye çalışmışlardır.Kısacası bu mirasın temsilcisi olan Stalinist bir partinin veya partilerin bu yaptıklarına şaşırmamak gerekir, çünkü miraslarıyla tutarlı hareket etmektedirler..

  2. rojhilat dedi ki:

    ramazana arkağaş acaba kendi geldiği geleneğin fuhuşa karşı başlattığı kampanyaları biliyor mu acaba?

    http://www.ajansafirat.net/news/guncel/ydg-h-fuhus-ve-uyusturucu-yapilarina-karsi-eylem-yapti.htm

  3. sinan dedi ki:

    ne güzel demişsin Rojhilat, “kendi geldiği gelenek”… yani geldiği, artık o geleneğin içinde olmadığı durumu… Ramazan’ı savunmak bana düşmez. Lakin Kürt hareketinin Cumhurbaşkanı adayı çıkıp artık LGBTİ haklarından bahsediyorsa bu hareket de gelenekleriyle hesaplaşıyor demektir. burada asıl sorun parti-cephe’nin geçmişte, “gelenek” dediğimiz bataklıkta takılıp kalmasıdır. hala bu hastalıklı fikirleri savunuyor olmasıdır.

  4. aktaran dedi ki:

    HDP/BDP’de seks işçileri için yeni bir politika yok

    Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşmışken LGBTİ hareketinin ve seks işçileri mücadelesinin gündemini uzun zamandır meşgul eden ama bir türlü tutarlı bir tartışma zeminine oturtulamamış bir konuya değinmek istiyorum.Daha önce Mart ayında yapılan yerel seçimlerde Sırrı Süreyya Önderin seks işçiliğini aşağılayan bakış açısına dair bir yazı yazmıştım.Yazının sonrasında yapılan tartışmalardan ve BDP/HDP’nin fuhuşa karşı tutumundan yola çıkarak tartışmaları başka bir zemine taşımak istiyorum.

    Sırrı Süreyya Önder ile ilgili yazdığım yazıda sadece kendisinin seks işçiliğine dair bakış açışını eleştirmeyi seçim odaklı bir yazı olduğu için daha uygun bulmuştum bu yazıda ise BDP/HDP’nin seks işçiliğine dair genel tutumunu analiz ederek hem seks işçilerine dair ayrımcı tutumları hem de onur haftası boyunca süren hormonlu domates ödülleri tartışmasına açıklık getirmeye çalışacağım.

    İlk olarak BDP’nin HDP’ye katılmadan önce fuhuşa dair bakış açısını ve bugüne kadar yaptıkları eylemleri gözden geçirelim.

    BDP 2010 yılında yaptığı genel kurulunda ”Fuhuşun ortadan kaldırılmasının ve genelevlerin kapatılmasınınhedefleneceğine dair bir karar almıştı(1). Güncellenme tarihinden emin olamadığım başka bir parti programı metninde de genelevlerin her ne olursa olsun bitirileceği ama o süreç başlayana kadar genelevlerdeki kadınların sağlık güvenceleri ve emeklilik hakları için mücadele edilmesi gerektiğinden bahsediyordu.Her ne olursa olsun seks işçiliğinin ve güvenli bir çalışma alanı olarak kurgulanmaya çalışılan genelevlerin bitirilip bitirilmeyeceğine politikacılar değil seks işçileri karar verecektir.BDP’nin 4 yıl önce programında geçen bu söylem seks işçililerinin öznelliğini görmezden gelen ve partinin ahlak anlalayışını dayatan bir çizgidedir.

    BDP’nin fuhuşa karşı olumsuz tavrının sadece programında yer almadığını bizzat tabanı tarafından da seks işçilerinin hayatını tehtit eden eylemler ile desteklendiğini geçen 6 yıla bakarak gözlemleyebiliriz.Çok basit bir internet taramasıyla bile geçen 6 yıl içerisinde BDP’nin fuhuşa karşı sayısız eylem yaptığını herkes öğrenebilir ancak ben yinede bazılarını örneklemek açısından paylaşmak isterim

    28 mayıs 2010 Hakkari “Fuhuşa, uyuşturucuya, tefeciliğe dur” yürüyüşü (2)

    22 Haziran 2013 Batman (3)

    26 Haziran 2013 Van (4)

    Herşeyden önce görüldüğü gibi BDP fuhuşa karşı mücadele adı altında seks işçilerinin hayatına zarar veren birçok söylem ve eylem içerisinde bulunmuş bir partidir. Bu tarihselliği iyi analiz ederek onur haftası boyunca süren tartışmaları okumaya çalışalım.

    Bildiğimiz gibi Dersim’de birhanelere saldırılmasından dolayı BDP gençliğine hormonlu domates ödülü verilmek istenmiş ve ardından birçok tartışma çıkmıştı.BDP gençliğinin seks işçilerine zarar verici eylemlerde bulunmadığını savunan arkadaşların argümanlarını uzun uzun açmadan daha onur haftası bitmeden BDP gençliğinin fuhuşa karşı adeta hiçbir eleştiri almamış gibi fuhuşa karşı eylemlere devam etmelerinden bahsetmek istiyorum.

    27 Haziran 2014 günü BDP bitlis gençlik örgütü yani onur haftasında bizler seks işçiliği panelinde seks işçiliğini yeniden gündemleştirirken fuhuşa karşı bir eylem düzenlemiştir.Fotoğraftan görebildiğim kadarıyla hemen hemen hepsi erkeklerden oluşan yürüyüş fuhuşa karşı herkese mücadeleye çağrıyor.(5)

    29.06.2014 tarihinde Facebook’tan HDP Eyüp aracılığıyla fuhuşa karşı yapılan eylem ve konser duyurusu da onur haftası devam ederken HDP/BDP’nin lgbt hareketinin getirdiği eleştirileri hiç düşünmeden fuhuşa karşı politika yürüttüğünü açıkça gösteriyor.

    Bu iki örnek dışında daha fazla internet taramasına ihtiyaç duymadığımı söylemek isterim.Muhtemelen onur haftası süresince ve sonrasında gerçekleştirilen bir çok fuhuşa hayır eylemi haberi bulacaksınızdır.

    BDP’nin fuhuşa karşı olmadığını kanıtlamak için dersim’de olanları farklı yönlerden açıklamaya çalışan arkadaşların daha onur haftası bitmeden BDP /HDP gençliğinin fuhuşa karşı eylemlerine dair ne düşündüğünü gerçekten merak ediyorum.LGBTİ hareketi içinde bulunan ve BDP’nin fuhuşa karşı olmadığını kanıtlamaya çalışan arkadaşların bunu derin bir şekilde düşünmelerinin gerekliliği bir yana hormonlu domates ödülleri tartışmalarının BDP/HDP çizgisinde fuhuşa dair hiçbir olumlu değişim oluşturmadığını görüyoruz

    Belki HDP’nin cumhurbaşkanı adayı LGBTİ’ler için konuştuğu gibi seçmeninin yoğun olduğu Hakkari,Bitlis,Van gibi illerde ”orospuların da cumhurbaşkanı olacağım orospu bir toplum birlikte inşa edeceğiz ”der de birazcık değişim ve samimiyet görmüş oluruz. Ne dersiniz?

    (1) http://www.radikal.com.tr/politika/bdp_genelevleri_kapatacak-978690

    (2) http://www.yuksekovahaber.com/haber/hakkari-fuhusa-hayir-dedi-31413.htm

    (3) http://www.mynet.com/haber/guncel/bdpden-uyusturucu-ve-fuhusa-hayir-yuruyusu-704416-1

    (4) http://www.caldiranajans.com/vanda-uyusturucu-ve-fuhusa-karsi-yuruyus-yapildi.html

    (5) http://www.bitlisnews.com/bitlis/fuhus-ve-uyusturucuya-karsi-mucadele-cagrisi-h8301.html

    Meriç
    16.07.2014

  5. Halkın Sesi dedi ki:

    Marx’ı Engels’i Lenin’i binlerce sayfa kitablardan yıllarca yaşam deneyimlerden soyutlayıp. Bir iki cümleye indirip sonra o iki cümleyi de işine geldiği şekilde evirenlerin emekten anlayacağı da basittir. Kabaca şunu soyarım “hayat kadınları bir hizmet sunup karşılığında para alıyor o sebeple işçidir” ise “uyuşturucu satıcıları bir ürün satıp karşılığında para kazanıyor o sebeple esnaftır” “işkenceciler kadrolu çalışıp develetin verdiği elektirik verme vs.. gibi görevleri yerine getirdiği için memurdur” vs.. vs.. vs.. de doğrumudur. Yani fuuş yapana dokunmayacaksak torbacıya işkenceciye hırsıza hatta Tayibe vs.. vs.. vs. de dokunmayacakmıyız? Ne alaka diyene ben sorayım arada hiç mantık farkı yok neticede “emek” “hizmet” sizin için içinde hiç kültür politik tutum vs.. barındırmayan bir durum sadece ortada bir faliyet ve karşılığında para var ise “işçi”dir ise diğer tüm örneklerde doğrudur. Ama ben eminimki sizdahi (en azında henüz) çıkıp açık açık “ya ne var içmek isteyen gitisin uyuşturucu içsin” “o işkence etmese başkası edece” “ne yapsın iş yok mecburen polis olmuş” vs…. diyemezsiniz.

    • asya dedi ki:

      “uyuşturucu satıcıları bir ürün satıp karşılığında para kazanıyor o sebeple esnaftır” “işkenceciler kadrolu çalışıp develetin verdiği elektirik verme vs.. gibi görevleri yerine getirdiği için memurdur” tüm yazılanları böyle anlamlandıran bir düşünüş…yazık çok yazık..çekin elinizi insanlardan rahat bırakın asıl siz..

  6. […] taban tabana zıt bir yazı ulaştırdı (arada kaynayınca başka bir yerde yayımlanan Devrimci ahlakın seks işçileriyle sınanması ya da Sarıgazi olayının düşündürdükleri başlıklı imzasız yazı bize bir imzayla gelmişti). “Bu konuya hiç girmeyelim” dendi, ben […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code