Put Kırıcı Anarşistler – Sinan İzmir

anarsistler_sisliyi_savas_alanina_cevirdiler_h28018“Andolsun Biz İbrâhim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık. O, babasına ve kavmine: ‘Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?’ demişti. Dediler ki: ‘Biz babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.’ ‘Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz’ dedi. Dediler ki: ‘Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin?…

“…Sonunda İbrâhim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye. ‘Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zâlimlerden biridir’ dediler. (Bir kısmı:) ‘Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrâhim denilirmiş’ dediler. O halde, dediler, ‘onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şâhitlik ederler.’ ‘Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrâhim?’ dediler. ‘Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Haydi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa!’ dedi…

“…(Bir kısmı:) ‘Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza yardım edin!’ dediler. Biz de dedik ki: ‘Ey ateş! İbrâhim için serin ve selâmet ol!’ Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat Biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk.” Kuran-ı Kerim 21/Enbiyâ, 51-71

1 Mayıs 2012 yılında, İstanbul Taksim’de anarşist ve anti-otoriterlerden oluşan bir grup, kapitalizmin ve devletin sembollerine karşı başta banka şubeleri olmak üzere sembolik bir özsavunma hareketi gerçekleştirdiler. Fakat egemen medya bu sembolik özsavunma girişimini bir “saldırı” olarak okumakta ve anarşistleri de “saldırgan” olarak tariflemekte gecikmedi. Tarih tekerrürden ibaretti ve karanın güzel çocukları Haymarket’in ardından Taksim’de de ortaya çıkmışlardı. Bu özsavunma hareketi elbette ki – Haymarket’teki devlet saldırısı kadar can alıcı olmasa da – yine ceberut devlet tarafından cezalandırılması gerekiyordu. Son yıllarda hoyratlığını ve zorbalığını günden güne artıran devlet, bu özsavunma girişimiyle ilgili önüne kim gelirse gözaltına alarak, hatta 15 arkadaşımızı da üç ayı aşkın cezaevinde tutsak ederek, 48 kişiyi “günah keçisi” ilan etmişti. Egemenler kan istiyordu. Ateşte yakılmalıydılar.

Kanıtların yetersizliğine çözüm olarak sosyal paylaşım sitelerindeki fotoğraf, yazı v.b. paylaşımların iddianameye eklenmesiyle, “alanda yan yana görülmeleri dahi yeter” denilerek 48 kişi “1 Mayıs Özsavunma Girişimi” sanıkları olarak yargılayıcılarının karşısına ilk kez 25 Ocak 2013 Cuma günü Çağlayan Adliyesi’nde çıkacaklar.

“Andolsun karanın güzel çocuklarına biz onlara daha önce rüşdünü vermiştik.”

Biz onları iyi tanırız. Zira biz de onlardanız. Devletin ve egemen dilin tüm kavramları eğip, büküp zıt bir içerik değişikliği ile bize dayatarak sunmasına kanmayız. Proudhon’un yüz elli yıl önceki uyarısından beri bizler biliriz ki, asıl suçlu olanlar banka kuranlardır. 1 Mayıs 2012’de Taksim’de Anarşistler bankalara saldırmadı. 1 Mayıs 2012’de Anarşistler her biri halka karşı açılmış birer ekonomik savaş cephesi olan bankaların saldırısına karşı sembolik bir özsavunma hareketi gerçekleştirdiler. “Kamu malına zarar vermek” suçlamasıyla yargılanması gerekenler, “kamu” malını gasp eden, “kamuyu” ihtiyaç, araba ve ev kredileriyle kendisine muhtaç ve borçlu hale getiren, yüksek faizle ve bin türlü masraf kalemiyle “kamuyu” devletle işbirliği içerisinde soyan bankalardır.

Bir gazete haberi bankaların gerçekleştirdiği soygunun kısa bir dökümünü çıkarmış: “Bankaların çeşitli adlar altında kamudan topladığı ücret ve komisyonlar Aralık 2003’te 882 milyon TL iken Aralık 2011’de 3.8 milyar TL ve Eylül 2012 itibariyle 3.2 milyar TL oldu. 2011’de bankaların aldığı ücret ve komisyonlardan aldıkları gelir 2003 yılına kıyasla yüzde 332 arttı. 1 milyon 686 bin 978 kredi kartının takipte olduğu bunların da toplam borcunun 3.6 milyar TL olduğu tespit edildi. Tüketici kredilerinin ise toplamda 172 milyar TL ve kredi kartı borcunun da toplamda 58 milyar TL olduğu görüldü.”

Tüketici Dernekleri’nde milyonlarca banka mağdurunun dosyasının bulunduğu, devletin yargı, yasama ve yürütmesinin durmaksızın bankalar lehinde yasal boşlukları kapatarak, “kamuyu” bankalar karşısında güçsüz ve çaresiz duruma getirmesini göremeyenler, duyamayanlar, bir anarşist yoldaşın elindeki taşı banka camına vurmasıyla ortaya çıkan gürültüyü nasıl duyuyor ve nasıl görebiliyor?

Sapkınlık, “kamuyu” milyarca liralık borca mahkum eden bankaları ve işbirlikçisi devletleri gör(e)meyip, bu hırsızlık şubelerinin camının kırılması üzerine ortalığı ayağa kaldıranların verdiği tepkiye denir.

O, babasına ve kavmine: ‘Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?’ demişti. Dediler ki: ‘Biz babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.’ ‘Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz’ dedi. Dediler ki: ‘Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin?…

Size gerçeği getirdik. Haymarket’ten bu yana, İspanya’da, Ukrayna’da, Cenova’da, Yunanistan’da, İstanbul’da ve her yerde her an karşınıza çıkarak fısıltılı sözlerle fırtınayı getiriyoruz peşimiz sıra… Arkadaşlarımızı saldırganlıkla suçlayanlar bu gerçeğin farkında olanlardır. Kamuya zarar vermekten kasıt, kamunun uyanması, gerçekle yüzleşmesi, gerçeğin zihninde ve hayatında yaratacağı ahlaki yıkıcılıksa, evet kamuya zarar vermeye geldik. Kamunun bir sapkınlık içinde olduğunu haykırmaya geldik! 1 Mayıs 2012 günü Taksim’de banka cephelerine karşı sembolik özsavunmaya geçen Anarşistler size gün gibi aydınlık gerçeği getirdiler. Duymak isteyen kulaklara ve görmek isteyen gözlere…

Ceplerindeki plastik kredi kartları kadar değeri kalmayan bireylere, o plastik kredi kartlarından daha değerli oldukları gerçeğini hatırlatmaya geldik ey yargıç! Duy! Gör! Ses ver!

Oyunbazların tezgahını yıkmaya geldik!

“‘Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrâhim?’ dediler. ‘Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Haydi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa!’ dedi (İbrahim)…

“…(Bir kısmı:) ‘Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da (İbrahim’i) tanrılarınıza yardım edin!’ dediler.

25 Ocak 2013 Cuma. 48 anarşist ve anti-otoriter yerli yersiz pek çok bahane ve olmayan kanıtlar “ışığında” yargılanacaklar. Polis kamerası kayıtları diyorlar. Polis kamerası! Festus Okey, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Hrant Dink, Sakine Cansız, Çağdaş Gemik, Aydın Erdem ve daha pek çok isim söz konusu olduğunda kayıt dışı kalan, bu isimler söz konusu olduğunda açısı yetmeyen bir kameradan bahsediyoruz. Her ne hikmetse söz konusu banka camları olunca, söz konusu devletin şefkatli kolları arasındaki patronlar olunca polis kamerası kaydetmeye başlıyor.

“İktidarın zindanı, bastıramaz isyanı!” diyerek açlık grevlerinin 15. gününde Anarşist tutsaklar dışarıdaki yoldaşlarını selamlıyorlardı. Türkiye’de ve dünyanın pek çok ülkesinde anarşist ve anti-otoriterlerin yanı sıra muhalif gruplar da Türkiyeli anarşistlerin selamı alıyor ve destek, dayanışma eylemleri düzenliyorlardı.

Bunu ilahlarınıza, bankalarınıza, patronlarınıza, pevezenklerinize, kapitalist düzeninizin putlaştırdığı tüm putlara yapanlar onlar değil, bizleriz! Dışardayız! Burdayız! Çok fazlayız! Her gün yeniden saldırıyor, yeniden ateş kuyuları açıyor, yeniden yargılıyor, yeniden asıyorsunuz! Ama bitmiyoruz.

Şairin sözleri kabusunuz oluyor: “cellat uyandı yatağında bir gece / “tanrım” dedi “bu ne zor bilmece: / öldürdükçe çoğalıyor adamlar / ben tükenmekteyim öldürdükçe”

“Biz de dedik ki: ‘Ey ateş! İbrâhim için serin ve selâmet ol!’ Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat Biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk.”

Ey şaşkın oyunbazlar, Prometheus’un çocuklarına ateş ne yapar? Kurduğunuz tuzakları polis kameralarınız kaydetmese de, biz kaydediyoruz. Doğrusu siz de patronlarınız da açık bir sapıklık içerisindesiniz ve bu sapkınlığınızın sonu hüsrandır.

Sinan İzmir

Anarres Postası – 1 Mayıs 2012 davasında yargılananlarla dayanışmaya!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code