Siyah Giyme Toz Olur

Dinozordan sayılmak istemem ama Facebook’suz günlerim dün gibi hatırımdadır. Biri bana çevirmeli ağ bağlantısından bahsedecek olsa hüzünle uzaklara bakıp gülümseyebilirim. Sakallı bebek doğup kıyamet vaktini haber verdiği günlerde hiçbir yakınımın paniğe kapılmamış olmasıyla da hep gurur duymuşumdur doğrusu. Ve siyah beyaz televizyon… Evet dinozordan sayılmak istemem ama ben de siyah beyaz TRT günlerinde kanalın açılış ve kapanış saatlerini ayakta karşılayanlardan biriyim işte… ”İstiklal Marşı için rahat, hazır ol” günleri falandır onlar benim için…

Medyanın itibarının yüksek, manipülasyon gücünün ise bugüne göre kat be kat düşük olduğu günlerdi onlar. Hayatın rasyonel bir seyir izlediğini kim söyledi ki size? Henüz on beşini doldurmamış bir ergen değilseniz, boyalı basının algılarımızı manipüle etmekten başka hiçbir işlevi olmadığını defalarca görmüş olmalısınız…

Her şey hakkındaki her türlü bilgiye daha kolay ulaşabiliyor olmamız gerçeklikle ilişkimizi daha da güçlendiriyor mu gerçekten? Mitler, masallar ve şehir efsaneleri otuz yıl önceye göre daha mı dayanıksız? Önyargılarımızın kabuğu artık daha mı yumuşak?

Hiç kimseye bir gün başına göktaşı çarparak ölmeyeceğini garanti edemeyiz ama yine de trafikte karşıdan karşıya geçerken havaya değil yere bakarız. Peki niçin? Çünkü havaya bakarak yola fırlarsak kaza geçirme ihtimalimiz kafamıza göktaşı düşmesi ihtimalinden çok daha yüksektir. Buraya kadar her şey yerli yerinde her şey olması gerektiği gibi ancak iş medya manipülasyonu sonucu ortaya çıkan ezberlere gelince rasyonel tehdit değerlendirmelerinden bir anda uzaklaşıveriyoruz. O halde önyargılar ve ezberler üstüne küçük bir hikâye…

Satanist Terör Örgütü

13 Eylül 1999 akşamı evden çıkarak bir daha kendisinden haber alınamayan 18 yaşındaki bir genç kızın cesedi, dört gün sonra Ortaköy mezarlığında çıplak halde bulunur. Genç kız boğularak ve bıçaklanarak öldürülmüştür. Cesedin bulunmasından kısa bir süre sonra failler yakalanır. Polis faillerin satanist olduğunu saptamıştır. Maktul şeytana kurban edilmiştir. Faillerden ikisi maktulle aynı yaşta, biri ise 23 yaşındadır.

Polisin faillerle ilgili ilk açıklamalarından sonra medya peş peşe büyük habercilik başarılarına imza atmaya başlar. Son dakika… Failler siyah giymektedirler… Tişört ya da aksesuarlarında çift daire içinde ters yıldız işareti taşımaktadırlar… Flaş flaş flaş… Bu işarete pentagram denilmektedir… İşte şok haber… Failler metruk binalarda toplanıp kedi kurban etmektedir.

Henüz bir ay önce, devletin, göz göre göre gelen depreme hazırlıksız yakalanmasının faturasını tam 50.000 (yazıyla ELLİ BİN) kişi canıyla ödememiş gibi… Cesetler önce buz pistleri ve stadyumda kokuşmaya terk edilmemiş, sonra kimlik tespitleri bile yapılmadan patates tarlalarına gömülmemiş, ölenlerin sayısı el çabukluğuyla resmi olarak 18 bine çekilmemiş, 133 bin bina yıkılmamış, 600 bin kişi evsiz kalmamış gibi… Evet evet bunların hiçbiri olmamış gibi toplumsal huzur ve güvenliğimize karşı yeni tehdit bulunuvermişti işte.. Artık felaketin yaralarının nasıl sarılacağını düşünmemize gerek yoktu… Katil müteahhitlerin peşine düşmemiz gerekmiyordu… Yeni depremlere hazırlık gibi bir çabaya girmemize de gerek yoktu… Satanistler oradaydı ama genç bir kızın öldürülmüş olması da medya ve polisimiz için yeterince kötü bir şey sayılmadığından olsa gerek olay sırasında aşırı alkollü olan 18’lik faillerin bir de terör örgütü kurmuş olmaları gerekiyordu. İşte bu hissiyatla hareket eden polis teşkilatı, failleri DGM kapsamına sokuverdiğinde kimse olan bitenlerde bir gariplik hissetmedi. DGM failler hakkında görevsizlik kararı vererek dosyayı Ağır Ceza’ya gönderdiğinde de medya için bunun haber değeri olmayacaktı elbette…

Sonraki aylarda ve yıllarda failler sevk edildikleri hapishanelerde hep hedef haline geleceklerdi. Başka hükümlüler onların varlığını hazmedemeyeceklerdi elbette… Cinayet, tecavüz, gasp ve çete hükümlülerinin hepsi tertemizdi de bu satanistlere hadlerini bildirmek için seferber olmaları gerekiyordu…

Toplumsal huzur ve güvenimize karşı ortaya çıkan bu devasa tehdit karşısında polis elbette boş duramazdı. Medya tarafından çizilen satanist profiline uyan herkes şüpheliydi artık. Polis merkezleri siyah giyen genç kız ve erkeklerle doldurulmalıydı. Erkek dediğin saç uzatıp küpe takmayacağına göre uzun saçlı ve küpeli erkekler de topluma karşı tehdit oluşturuyor olabilirlerdi. Metalciyse alın içeri zaten… Kadıköy’deki Akmar Pasajı tam bir tehdit odağı değilse neydi ki? Hal böyleyken medya başarıdan başarıya koşan polisi gazlamayacaktı da ne yapacaktı? Zaten akıllı uslu bir insanın, vatana millete faydalı bir gencin metal müzikle, uzun saçla, siyah tişörtle de bir işi olmamalıydı…

Ömür Fani İstibdat Baki

Bütün bunlar olup bittikten sonra, yıllar geçer, deprem bahanesiyle toplanan vergilerle ormanlar biçilir, çift şeritli otobanlar yapılır, bu otobanlara adım başı gişeler dikilir hedefler hep değişse de toplumsal huzur ve güvenliğimiz için yeni yeni tehditlerin icadına devam edilir.

Aradan 13 yıl geçtikten sonra, yeni korkunç tehdit kaynağımız yine “Siyah Giyen Adamlar” olacaktır. 1 mayıs’ta üç beş bankanın ve ulus aşırı şirketin camları bazı anarşist bireylerce kırılır. Her gün üç kadın kocaları ya da sevgilileri elinde can verirken seyreden polisbanka camlarının hesabını özel timlerle filan soracaktır. Gerçi banka camı kıran anarşistlerin sayısı on kadardır ama 1 mayıs alanında siyah giysileriyle arz-ı endam eden 60 kadar anarşist evleri basılarak gözaltına alınır. Gözaltına alınanlar arasında 1 Mayıs’a hayatı boyunca katılmamış 8 aylık hamile bir kadın da vardır. Nasıl olsa gerçeklerin hiçbir önem taşımadığı bir hikayedir bu. Hayat rasyonel bir seyir izlemiyorsa devletin polisinden, medyadan ve politikacılardan da rasyonel bir tavır beklemek boşunadır elbette. Tehlikenin büyüklüğünü topluma anlatmak için polis ve medya yetersiz kaldığında devreye Bülent Arınç beyefendi girer ve “Sokaklarda polise karşı silah kullanan, polise karşı ‘Biz anarşistiz, her şeyi yakar yıkarız, banka, hastane, vergi dairesi de neyin nesi, camlarını indiririz’ diyen hasta ruhlu insanlar da var, tehlike onlardadır. Onlara karşı da bu kahraman polisimiz görevini yapıyor” deyiverir. Türkiye’deki 25 yıllık anarşist hareketin tarihinde bir tek silahlı eylem bile olmamasının bir önemi yoktur zaten. Zira politikacıların (özellikle de bakan “seviyesi”ne gelmiş olanların gerçeklere sadık olmak filan gibi bir dertleri de yoktur. Şüphesiz ki bankaların ve ulus aşırı şirketlerin camları Uludere’deki çocukların (yatıp kalkıp söylüyoruz evet) canlarından daha kıymetlidir. Ve kadınlarınkinden… Ve senin, benim, hepimizinkinden…

Sonrası ise farklı bir hikâyenin aynı biçimde yeniden yazılmaya çalışılmasından ibarettir. Olayın arkasına bir örgüt tıkıştıramayan polis, gözaltındakileri eskinin DGM’si şimdinin ÖYM’sine sevk eder ve Özel Yetkili Mahkeme görev alanına girmeyen bir fiil için 9 anarşisti tutuklamaktan çekinmez. Banka camı kırmakla “suç”lanan anarşistler, Metris Hapishanesindeki cinayet, gasp ve tecavüz sanıklarının “satanistleri bize verin” bağırtıları eşliğinde hapishane hayatına adım atmış olurlar.

Necefli Maşrapa

Dinozordan sayılmak istemem ama Necefli Maşrapa’yı anımsayanlar arasındayım. Devletin televizyonu ne zaman “error” verse, bayıltıcı bir musıki eseri eşliğinde Necefli Maşrapa görüntüsü izlemek zorunda kalırdık. Uyuşturulmuş algılarımızın “error” verdiği anlarda da belki böyle bir görüntüye ihtiyacımız vardır. Oturup bize gösterilenin ardında ne olduğunu düşünebilmek için…

Türkiye’deki yıllık ortalama cinayet sayısı: 2.700

Cumhuriyet tarihi boyunca satanistler tarafından öldürülen insan sayısı: 1

Cumhuriyet tarihi boyunca anarşistler tarafından öldürülen insan sayısı: 0

1999’dan bugüne trafik kazalarında ölen insan sayısı: 50 Bin

1999’dan bugüne iş “kaza”larında ölen insan sayısı: 12 Bin

1999’dan bugüne namus gerekçesiyle öldürülen kadın sayısı: 5 Bin

2002’den bugüne “şüpheli” biçimde ölen asker sayısı: 1.500

2002’den bugüne polis kurşunuyla ölen insan sayısı: 568

Bunca sözden sonra… Siyah Giyen Adamlar… Yine de tehlike onlardadır…

Erdinç Yücel

Asıl tehlike onlardadır…(Bülent Arınç) – – VİDEO – –

YeniHarman Haziran 2012 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.textapel.org/?p=186

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code