Sabotaj ve Terör Üzerine – Provocazione

Sömürü ve ölüm yapılarına saldırmak terörizm olarak değerlendirilemez. Kirlilik ve baskının sorumluları kolaylıkla tespit edilebilir. Anarşistlerin görevi isyanın olabilirliğini göstermek ve saldırının genelleştirilmesi için çalışmaktır.

İtalya’da Alessandria’dan bir kaç kilometre uzaklıktaki Spinetta Marengo’daki Montefluos tesisine bir saldırı, her zaman olduğu gibi bizlerde çeşitli soru işaretlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Saldırı, Montedison grubunun bir parçası olan kimyasal fabrikasına enerji sağlayan bir şirket olan SELM’e air iki ana elektrik direğine yönelikti.

Basın “algoflonun” fabrikada sekteye uğratılamayan kesintisiz bir döngüde üretildiği gerçeği üzerine muazzam bir vurgu yaptı. Fabrikanın, başta soğutma sistemi olmak üzere aniden işlemez kılınması, söylediklerine göre zehirli gaz kaçaklarına neden olabilirdi.

Basın ve kurumların hepsi bunu skandal olarak nitelediler ve sabotajın neden olabileceği ekolojik felaketten güç bela kurtulduğumuzu anlatan makaleler yazdılar. Ulusal günlük gazeteler, sendikalar, çeşitli yeşil gruplar ve ekolojistler eko-terörizm sabotajının faillerini potansiyel kirleticiler olarak suçlayarak kendilerini ayırdılar.

İlkin, bir kaç açık cümle, tekrarlayarak ve açıkça söyleyerek bir risk alsak bile: tek terörist bütün kurumlarıyla, baskı ve sömürü yapılarıyla Devlettir. Bizler iktidarın her hangi bir uzantısına, sömürüye veya kirliliğe karşı eylemeye karar verip mücadele eden herhangi bir yoldaşa veya bireye eko-terörizm veya terörizm etiketi yapıştırılmasını tolere etmeyeceğiz. Montedison sabotajcılarına tüm dayanışmalarımızı gönderiyoruz ve bu gibi yalanlarla ölüm yapılarına karşı saldırıları izole etmeye çalışanları her zaman ifşa edeceğiz.

Devlet, “riskli girişimin” psikolojik terörizmini yaratarak ve kendi çıkarları doğrultusunda halka karşı silahlı çetelerini salarak polisiyle, adli, politik ve sosyal (partiler, sendikalar) aygıtlarıyla bir teröristtir.

Teröristler diğerleri üzerinde kanunlar yapan hem eylemde hem de potansiyel olarak hükümetlerdir. Teröristler sosyal alanda hareket etseler bile eylemin kendisini değil kendi politik hesaplarını amaçlayan hevesli yöneticilerdir.

Sömüren, baskı altına alan veya kirleten bir yapıya karşı yanıt niteliğinde eylem yapan her hangi bir insan terörist olarak tanımlanamaz, kendi ve diğerlerinin özgürlüğü, yeni bir dünyayı kurmayı hedefleyen bir militan olarak tanımlanabilir.

Medya saldırının failleriyle ilgili bir linç iklimi yaratmaya çalıştı, çünkü, onlar, saldırganların kirliliğe sebep olduklarını söylüyor. Sendikalar, her zaman çevreyi savunduklarını, fabrika içinde ve dışında güvenliği sağladıklarını söyledikleri “çılgın zehirleyicilere” karşı bir engel olarak hareket etmeye hazırdır. Yeşiller ve ekoloji örgütleri retoriğin dışında araçları benimsemekle ve kirliliğe karşı mücadeleyi temsil etme meşruluğuna sahip olan eskilerin bilincinde olmamakla suçlayarak bu yoldaşları işaret etmektedirler.

Basının bu saldırıdan ötürü olası kirlilik tehlikesiyle ilgili haberlerinin güvenilir olduğuna inanmıyoruz. Bu gerçekliğin iktidar ve ona saldıranlar için bir konsensüs yaratmak için çoğu kez manipüle edildiğini akılda tutmakta başarısız oluyoruz. Bütün bölgeyi (bundan haberdar olmayan için ACNA fabrikasından çıkan kimyasal atıklardan yararlanır) kirletmek üzere olan sabotörler ne kadar kötü, sadakat ve fedakarlık ruhlarıyla durumu kurtarmayı başarmış olan işçiler ve teknisyenler ne kadar iyidir.

Hayır yoldaşlar, bizler her birinin her zaman yasallaştırıldığı rolleri yeniden tanımlamaya dair net olmalıyız. Elbetteki kimse ve kuşkusuz Montefluos elektrik tedarikçisini sabote edenler, fabrikaya bir saldırıda bulunarak ekolojik bir kıyameti haklı gösteremez, ancak böyle bir şey gerçekleşirse bunun sorumlusunun kim olduğunu açıkça söylemek önemlidir. Elbette eylemin tüm etkilerini hesap edemeyen yoldaşlar değil.

Sorumlular, şüphesiz böyle zehirleri üreten ve o güne kadar bu üretimi gizli tutmakta çıkarları olan fabrikadır. Sorumlular, daha fazla kar için onlara izin veren zehirli maddelerin üretimini yapan politikacılar ve ekonomistlerdir. Sorumlular, ne olduğu, hangi sömürüleri yaptığı, hangi zehirli maddeleri veya cephaneleri ürettiği fark etmeden iş yerini savunmak için savaşan sendikalardır. Sorumlular, sadece politik iktidar oyunları için işlevsel olan ve kendisini kullanışsız kılan yanlış hedeflerle mücadeleye kanalize eden yeşiller ve yanlış ekoloji örgütleridir. Sorumlular, kapitalist “gelişme” seçeneğini dayatmak için ekonomik bunalımı durduran makineler, dışa çıkan ışığın psikopatisini yaratan bilginin patronları olan medyadır. Sorumlular; gözlerini kapatan, burunlarını tutan ve “sakin bir hayat” hatırına çevrelerinde olan hiçbir şeyle ilgilenmeyenlerdir.

Elbette, herkes aynı oranda sorumluluğa sahip değildir, fakat bunların hiçbiri mazeret değildir ve devrimci anarşistler olarak bizler başka bir yola dönme girişimleri karşısında kayıtsız kalamayız. Tarih bu gibi bir çok girişimle doludur. Başka bariz bir örnek de “Önce Dünya!”dır (Earth First!). Bu grubun beş militanı Arizona’daki bir grup nükleer enerji istasyonuna bağlı elektrik kablolarını kesmeye çalışmakla suçlanmaktadır. Yine bölgeyi nükleer bir felaket tehlikesine atan sabotajın faillerini suçlama girişimleri olmuştur.

Herhangi bir nükleer kirlenmenin sorumlusunun hükümetler olduğunu, nükleer fabrikaları işleten inşaatçılar olduğunu, bunlara karşı  mücadele edenler olmadığını tekrarlamak zaruridir. Dahası, istatistikler sayısız radyoaktif sızıntının, zehirli gaz salınımlarının, zehirli maddelerin boşaltılmasının, tüm bunların ekolojistler, devrimciler veya gizli servisler ya da “yabancı güçlerle bağlantılı teröristlerin” saldırılarıyla gerçekleşmediğini açıkça gösteriyor. Kirlilik, geçmişte ortaya çıkan ve üstü örtülen bir çok kazadan bahsetmezsek eğer, dikkatsizliğe, güvenlik sistemlerinin olmamasına bağlanabilir ve nükleer enerji fabrikalarının ve evvela böyle endüstrilerin varlığına da bağlanabilir.

Nihayetinde, bizler hayatlarımızı kirleten ve yaşanamaz hale getiren herşeye saldırma hakkımız olduğunu, anarşistler ve devrimciler olarak medya tarafından gündelik olarak aldatılma hatasına düşmememiz gerektiğini tekrarlıyoruz. Bizler doğrudan eylem gerçekleştirenlere işaret ederek eko-terörizm ve terörizmden bahsedenlerin duruşlarını kınıyoruz, bu nedenle iktidarın kullandığı kavram ve terimleri benimsediklerini söylüyoruz. Belirli eylemlerin insanlar tarafından anlaşılmayacağından, bu nedenle yaratıcı olmadığından, kapitalizme ve devlete olan öfkemizi sabır ve fedakarlıkla, eylemden herkesin anlayacağı zamana kadar vazgeçmenin nedenlerini açıklamanın gerekliliğinden bahsedenler haksızdırlar.

Sömürü, baskı ve kirliliğin farkında olmanın sadece yaşandığında açıklanabilir olması gerekmediğini ve sadece karşı tarafta koşullu bir seçim yapmış olanların bilinçli bir seçim yapmadıklarını düşünüyoruz. Anarşistlerin ve devrimcilerin görevi, görevimiz, iktidarın küçük elektrik fişlerini zayıflatmayla ve ölüm yapılarına nasıl saldıracağımızı ve zayıf noktalarını nasıl tespit edeceğimizi örneklendirerek göstermekle başlayarak, isyanın adaletini ve olabilirliğinin belirtilerini vererek göstermektir.  Radikal bir değişimin temellerinin atılması sadece saldırının genelleşmesiyle mümkün olacaktır.

Provocazione

Çeviri: aforum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code