‘Demokrasi ve Diktatörlük İkilemine Dayalı Sistemin Meşrulaştırılması Sürecinde Anarşistlerden Çağrı’

“BU SEFER OLACAK GİBİ…”

Bir coğrafya hep aynı siyasal gündemin döngüsünde mi yalpalar yoksa, daha önce ezberlediklerimizi yeni unuttuklarımıza ekleyip bu döngüde başka bir noktaya geldiğimizin farkına mı vardık? Dahası merkeziyete karşı toplumsal kalkışma, ayaklanma veya isyan tahayyülünün ortaya çıkışına neden olabilecek kıvılcımları -demokratik süreç, seçim, referandum vb. basireti kendinden bağlı siyasal süreçlerin sonuçlarını gözlemleyerek- ufaktan kestirebilmeye mi başladık?

Uzaktan duyulduğu sanılan bir toplumsal ayaklanmanın seslerini, sadece onu doğrudan besleyebilecek olan ana öznelerin duyabileceği yalnılgısı, bu coğrafyada bir ‘park restorasyonu’na veya bir ‘kent işgali’ne ya da bir ‘çocuğun polis tarafından öldürülmesine’ tepki olarak doğan isyan pratikleri karşısında, toplumsal devrimi arzulayan tüm muhalif oluşumların nasıl ‘hazırlıksız’ bir biçimde yakalanabileceği, tarihin havuzundan bakıldığında kendini açık bir biçimde doğruluyor.

Buna karşılık sormadığımız sorulardan biri; şu anda, daha önceki tarihsel ezberlerimize hiçbir tezat oluşturmayan ‘sıradan’ bir dönemden geçiyor olabilir miyiz?

Bulunduğumuz coğrafyada süregelen darbeler kronolojisi ve yarattığı toplumsal infiale bakıldığında, devlet mekanizmasının ‘ordu’ ve ‘siyasal iktidar’ arasında hep bir çalkantılı köşe kapmacaya açıkça sahne olduğunu görebiliriz. Militarist güç, engellemeye çalıştığı iktidar odağının yanı sıra, ona muhalefet eden geniş bir kesimi de kapsama alanına almakta beis görmemiştir. Aynı şekilde bu tarihlerde, toplumsal devrimi örgütleyen tüm dinamikler bu rejim değişikliğinin getirdiği baskı koşullarını bir ‘iç savaş’ tahayyülü ile değerlendirmiş ve pratiklerini küresel veya yerel doğrultuda yaklaşan ‘iç savaş gündemi’ne endeksleyerek harekete geçmişlerdir. Ancak, günümüz koşullarında bu tahayyül artık yerini ne yazık ki, siyasel erk’in görünmez sahibi olduğu ayyuka çıkmış olan diktatörlüğün resmiyete kavuşacağı bir referandum tiyatrosunda -faşizmin toplumsal alanda yayıldığı ve ayak sesleriyle artık kulakları parçaladığı bir noktada- karşı oy kullanmanın, mevcut durumu gerileteceği veya hiç değilse bir halk ayaklanmasına öncü -veya muhalefete moral- olabileceği gibi, bir takım yenilmişlik psikolojisine bırakmıştır. Egemen güç, kendi gündemini dayatma ve düşünceleri dahi belirleme hakkına sahip olduğunu deklare eder. Çünkü, düşünceler eylemlerin kaynağıdır ve kontrol altına alınmaları gerekir. Dolayısıyla, siyasal iktidar kendi resmiyetini anayasal yollardan sağlayamasa bile, tüm karşıtlarını kendi gündeminde birleştirerek zaten ‘devrin hakimi’ olduğunu çoktan deklare etmiş olur.

Birçok fikir yelpazesi gibi, anarşizm’in çeşitliliği dolayısıyla farklı akımlara ayrılması olası bir durumdur. Gerek tek bir tanımının olmadığı, gerekse onun toplumsal bir formasyon olarak nasıl gerçekleştirileceğine yönelik tek bir ideal bulunmamaktadır. Ancak, anarşizm’in en basitinden üzerinde uzlaştığı, ‘özgürlük hakkını herhangi bir otoriter yapıya devretmemek’ gibi ortak noktalar da mevcuttur. Bu bağlamda sistemsel çelişkileri olumlamak adına, sol ve sekter oluşumların dayattığı dar gündemlere sıkışmamak en bariz seçenektir. Güçlü bir alternatif olamamanın verdiği kaygılara rağmen; devlet mekanizmasını, anayasal düzeni, demokrasi, seçim ve referandumu reddetmek, anarşist tahayyülde, iktidar odaklarının bu alanlarda yaratacağı tüm uzlaşılara karşı takınılacak en ‘net ve açık’ tavırdır.

Tutumlarını ‘kıt seçeneklerden’ yana belirleyen kesimler ise; günü kurtarmanın, umutsuzluğun umuduna yatırım yapmanın yanı sıra, kitlesel bazda birçok sekter yapının -burada faşizmin mihenk taşları kemalistler, ulusalcılar vb. oluşumlarda bulunmakta- içinde bulunduğu bir ‘aklar ile boklar’ komedyasında, ‘boklar’ bloğunda varolmaktan kaygılanmamaktadırlar. Dahası, uzun süredir faaliyette olan bir siyasal diktatörlüğün resmiyet kazanıp-kazanmasının, ilgili odağı hiçbir şekilde enterese etmediği, her halükarda sözü edilen Tiran’ın bu yetkiyi alsada-almasada uygulamaya geçeceği gerçeği görülmekle birlikte, karşı oy kullanacağını deklare eden cephe de algılanan tavır ‘bu oyunun tahtası etrafına oturmaktan başka seçenek kalmamıştır’ gibi yalpalayan tavırla kendi kendini ele vermesidir.

Kitle kuyrukçuluğu genelde potansiyel dayatmalarını, alternatif bir kampanyayı örgütleme doğrultusunda elini taşın altına koymaya çalışan tüm oluşumları güçsüzlük, umutsuzluk ve yalnızlık teorileri ile zayıflatmaya yönelik yaklaşımlarda bulunmuştur. Liberal, sol ve sekter yapılanmaların sistemle uzlaşmacı yaklaşımları, anarşist hareketin de toplumsal bazda idealize ettiği fikirlere de enjekte olmaya çalışırken, gelecekte bu tavrın anarşistler içerisinde ortaya çıkaracak olduğu tabloyla birinci elden sorumlu olacağımız aşikar.

Anarşist bir klişeyi tekrar ediyoruz: “SEÇİM DEĞİL SOSYAL DEVRİM!”

Her seçimde olduğu gibi, demokratik düzenin siyasi rakipleri EVET-HAYIR yarışında ezilenleri oyalarken, bu toprakların radikal kesimlerinin de bu ilüzyonda yerlerini almaları bir kaç seçimdir şaşılacak bir şey olmaktan çıkmış durumda. Radikallerin HAYIR’ının, faşistlerin, ulusalcıların, liberallerin veya sosyal demokratların HAYIR’larından farklı olduğunun ve HAYIR’ın zaferle çıkmasının tüm sosyal mücadeleler için bir moral kaynağı olacağının farkındayız. Ancak AKP iktidarının ve Erdoğan rejiminin sandığa yönelen tek bir bilek hamlesiyle çökebileceğini düşünmenin aşırı iyimserlik olduğunu da vurgulamasak sorumluluğumuzu yerine getirmemiş olacağız.

Muhalefetin yüreğine su serpildiği 7 Haziran seçimlerinin ardından yaşanan gelişmeler, devletin gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiş oldu. Gündelik hayatta en küçük hak arama ve özgürleşme çabasını bile komplolarla, baskı ve saldırılarla püskürtmekten kaçınmayan devletin, siyasal yönelimin sözüm ona ‘demokratikleşmesine’ müsaade etmeyeceği ortadadır. Özellikle yüzyıllardır kokuşmuş bir devlet geleneği altında yaşamış olan halklar olarak, devletin demokratikleşmesi için mücadele etmektense, ömrümüzü buna harcamaktansa, hapse atılmak veya katledilmektense, zaten çetrefilli geçen hak mücadelellerinin yerine neden devletin tarih sahnesinden tamamen silinmesine yönelik bir mücadele vermeyelim? Küresel anlamda, ezilenlerin, yeryüzünün ve tüm canlıların yaşamlarına uygulanan tahakkümü meşrulaştırmak veya görünmez kılmaktan başka hiçbir fonksiyonu olmayan demokrasinin neferliğine soyunmaktansa, neden anarşiyi ve anti-otoriter mücadeleyi bir gerçeklik haline getirmek için çaba sarf etmeyelim?

Referandumda HAYIR oyu vermek elimizi yormayacak elbette, belki anarşistliğimize, radikalliğimize halel getirmeyecek ama piyasada HAYIR için söylem üreten arkadaşların daha sonra ne yapmamız gerektiğine dair hiçbir somut projesi ve önerisi yok. Aksine tüm sorumluluğu üzerinden atıp iradelerini parlamentarist sola vermeyi tercih etmek bize pek dürüstçe gelmiyor. Parlamentarist HAYIRCI demokratların eli biraz güçlenecek belki ama ezilenler ve toplumsal devrim mücadelesi için pek bir faydası olmayacak. EVET de çıksa HAYIR da çıksa devletin ve paramiliter güçlerin saldırılarının artarak devam ettiğine şahit olacağız. İktidarın söylemleri HAYIR’ı kabul etmeyeceklerini gösteriyor. MHP ile kurulan ittifak, muhalefeti, radikalleri ve kürt hareketini topyekün ezmeyi planlıyor. EVET’le mevcut OHAL düzeni ve muhalefete topyekün saldırı düzeni resmiyet kazanırken, HAYIR’la 15 Temmuz mizanseninde bir kaç saat içerisinde evlerine dönen cihatçı-faşist çeteler bu sefer sokaklarda silahlanmış bir biçimde rahatça cirit atacaktır.

Bizi ilgilendiren her senaryoda asker-polis-hukuk destekli cihatçı-faşist çetelerin saldırılarına artık her an açık olduğumuzdur. Muhalif, devrimci ve anarşist güçlerin burada yapmak zorunda olduğu şey, yaklaşan sıcak çatışma ortamına bilfiil hazırlanmaktır. Tüm senaryoları değerlendirip, referandum illüzyonunda sonucu beklerken paralize olmadan, sonrasını planlamaktır.

Yaklaşan savaşın dinamiklerine dair, anarşist, devrimci, muhalif ve radikal birey ve topluluklar açısından, izlememiz gereken bazı önerilerimiz var. Bu öneriler demokratik düzenin referandum sığlığında boğulmaktansa, ileriye yönelik hedef ve projelerimizi bugünden detaylandırmayı amaçlıyor.

Yerel Eyle, Yerellerarası Koordine Ol

Parlamenter, demokratik siyasetten ve devletin açık hedefleri haline gelen, istihbaratın cirit attığı ‘kitle örgütleri’nden uzaklaşın ve birbirleriyle koordineli yerel otonom yapılar oluşturun. Bunun için çok geç kaldığımız söylenebilir. Ancak, aniden ortaya çıkan sosyal devrimler ve ayaklanmalar kendiliğinden yapılarını her zaman oluşturmuştur. Hazırlık yapmak için halen çok geç değil. Öncelik sıkı bir örgütlenme kültürü yaratmak. Anarşizm ve devrim adına eylemsizliği örgütleyen, ilişkilerin altını oyan, laf kalabalığı yapan ve asalaklılığı kültür haline getiren bireylerin dayattığı kısır süreçlerden en kısa zamanda uzaklaşın. Yaşam tarzı söylemleriyle mücadelenin önünü tıkayan, komün yaşam gibi yaşamsal meselelerde umut tacirliği yapan kişileri aktif çalışmalardan uzak tutun. Bu insanlar zaman içerisinde enerji emerek çalışmalara köstek olacağından, zamanınızı kesinlikle bunlarla harcamayın. Niceliğe odaklanmayın, nitelikli insanlarla nitelikli örgütlenmeler kurun. Kuru kalabalığa gerek yok. Anarşist azınlık olarak bizi güçlü kılacak örgütlenmelere odaklanın.

Bizzat yaşadığımız mahalle, semt veya bölgede oluşturduğumuz örgütlenmelerle varlığımızı sürdürebiliriz. Özellikle, büyük şehirlerin sadece kozmopolit semtlerinde örgütlenmiş ancak, üyeleri başka semtlerde yaşayan yapıların olası bir sıcak çatışma durumunda mobilize olma şansı yoktur. Birlikte veya birbirine yakın yaşayan birey ve grupların mobilizasyonu daha yaşamsaldır.

Merkezi örgütlenmelerin kararlarındansa, mahallede bizzat bulunan birey ve grupların karar alma süreçleri daha gerçekçidir. Merkezi yapılar, bir çok durumda her bölge için benzer kararları almayı dayatabilir. Bu anlamda, mahalleyi etkisiz hale getirebilir. Mahallelerde çeşitli devrimci birey ve yapılarla ittifaklar kurulabilir. Nicelik açısından güçlü olan yapıların himayesine girmek zorunda kalmamak için anarşist ve anti-otoriter örgütlenmelerin oluşturulmasının ve güçlendirilmesine çabalayın. Kendi yerelimizde tek başına tıkanmış durumdaysak, güçlü olduğumuz semtlerdeki yoldaşlara desteğe gidin. Güçlü olduğumuz yerellerde ve çalışmalarda birbirinizi bulun. Kendinizi oradan oraya savrulacağınız, kontrolü kaybedeceğiniz ve ateş hattında kalacağınız sokak hareketliliklerine sokmayın. Organize etmediğiniz ve organize olmadığınız durumlara dahil olmayın. Bu nedenle bugünden örgütlenmeye ve olası her senaryo üzerinde konuşmaya ve kararlar almaya başlayın.

“Ne de olsa, mahallede güçlü yapılar var, onların peşine düşeriz.” gibi bir düşünceyle yetinmek bizi HAYIR’cı ulusalcı solcu/faşist güçlerle yan yana düşürür. Gezi ayaklanması sırasında İstanbul’un çeşitli semtlerinde olan buydu. Mahallelerde gerçekleşen bir çok eylem Cumhuriyet Mitinglerine dönüştürülmüştü. Faşist saldırıları kendi cephelerimizi açarak püskürtelim. Devrimci, anti-otoriter ittifaklar kurun.

Alternatif iletişim kanalları oluştur!

Yereller ve gruplar arası güvenliğe dayalı alternatif iletişim kanalları oluşturun. Sıcak bir çatışma durumunda en çok ihtiyacımız olan gruplar arası dayanışma ve destek ilişkisidir. İvedilikle harekete geçen, yanyana gelen grupların bir çok mesele karşısında ani karar alma ve eyleme geçme kabiliyeti olacaktır. Gruplarası bilgi akışını hızlı ve güvenli kılma tekniklerini ve bunun bilgisini yaygınlaştıralım. İnternetin ve telefon hatlarının kısıtlanması veya engellenmesi son yıllarda alışılageldik bir uygulama haline geldi. Buna karşı oturmuş iletişim tekniklerini geliştirin.

Silahlan!

Silah bizim için özsavunmamızı aldığımız bir tedbirdir. Bir ilişki biçimi değildir. Silahı öldürmek, bir baskı aracı olarak militarist yapılar oluşturmak için değil, bu gibi durumlarda hayatta kalmanın bir aracı olarak görüyoruz. Silah, sadece ateşli silahlardan oluşmak zorunda değildir. Çevremizde bulunan her türlü cisim ve maddeden savunma silahı yapabileceğimiz gibi, bu konuda teknikler geliştirebilir, çalışmalar yapabiliriz. Yoldaşlar arasında silah bağlamında anarşist etiğin ve bilgi birikiminin paylaşılması önemlidir.

Yıllardır cihatçı-faşist çetelerin, bireysel silahlanmadaki aktivitesi liberal sol ve pasifist cenah tarafından sık sık teşhir edilir. Üstüne üstlük buna karşı birşeyler yapmak şöyle dursun bireysel silahsızlanma kampanyalarından medet umulur. Bu sırada atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir bile. Faşistler olası bir iç savaş için tam teçhizatlı bir biçimde hazırlanmış bekliyorlar. ‘Uyuyan hücreler’ birer birer gözlerini açmaya başlamış durumda. Ya biz?

Bizler ise silahlanmaktan kaçınmayı tercih ediyoruz. Anti-otoriterler, özgürlükçüler ve anarşistler, yıllarca silahın kalıcı şiddet üreteceğine dair pasifist teoriler batağına saplanmış bir biçimde kendilerini silahsızlandırmıştır. Tam da bu yüzden, iç savaşı bir kenara koyarsak, herhangi bir saldırı ve tehdit karşısında, kendi yaşam alanımızı bile korumaktan aciz bırakmışızdır kendimizi. İşte bu duruş bizim başımızı daha fazla belaya sokacaktır.

Kadın ve trans cinayetleri karşısında özsavunma tekniklerini uygulamaktansa, sürekli olarak mağdur rolünü üstlenerek asıl verilmesi gereken mücadelenin devlete havale edilmesiyle bastırıldığını görüyoruz. Transların, kadınların, göçmenlerin, baskı altına alınan herkesin silahlandırılması şöyle dursun, silahsızlanma kampanyalarına imza atıyoruz. Böyle yaparak özsavunmamızı otoriter yapılara ve devlete teslim etmiş oluyoruz. Geçtiğimiz yıllarda sol bir örgütün bazı semtlerde astığı afişlerde “Silahlarınızı bize getirin biz savaşalım!” babında yaptığı bir çağrı halkın silahsızlandırılması kampanyasının bir parçasıdır bize göre. Şiddet ve özsavunmayı kendi tekelinde toplamaya çalışan bu tarz yapılardan toplumsal devrim ve kurtuluş anlamında medet ummayın. Kendiniz, kendi topluluğunuz için hazırlanın ve savaşın. Kimsenin sizin adınıza savaşmasına müsaade etmeyin.

Anarşist ve anti-otoriter örgütlü duruşun cılız olduğu günümüzde, örgütlü silahlanmanın başarıya ulaşabileceğini düşünmüyoruz. Ancak her anarşist bireyin kişisel olarak olarak silahlanması gerektiğini söylüyoruz. İster ruhsatlı isterse ruhsatsız olsun her anarşistin kıyıda köşede kendini savunmaya yönelik bir silah bulundurması gerektiğini söylüyoruz. Ruhsat almak zorlu süreçleri gerektiriyor, ayrıca OHAL zamanında ruhsatlı silah edinme konusunda ciddi kısıtlamalara gidildi. Fakat düşman çoktan silahlanmış durumda. Güncel verilere göre son yıllarda ruhsatsız silahlanmaya ciddi bir yönelim var. Kimlerin ruhsatsız silahlanmaya yöneldiği gayet açık. Yakın zamanda toplumsal eylemlere yönelik saldırılara, mücadelede aktif muhalif kişilere yönelik süikast girişimlere şahitlik edebiliriz. Faşistler sosyal medyada boy boy silahlı fotoğraflarını paylaşıyor. Çeşitli semtlerde ve üniversitelerde muhalif ve devrimcilere karşı gerçekleşen pompalı tüfekli, baltalı ve bıçaklı saldırılar bu toprakların mücadele tarihi kadar eskidir.

Arzularımızı gerçek kılmak ve varolmak için onları silahlandırmalıyız. Demokrasiden ümidinizi kesin, demokrasi tahakküm ve sömürü karşıtı mücadelenin yani anarşi’nin düşmanıdır. Parlamentarist, otoriter, liberal sol yapıların peşlerini bırakın. Bu yapılarda bulunan samimi olduğunu düşündüğünüz yoldaşlarla ilkeler belirleyerek otonom yapılar oluşturun. Kapitalizmin, devletin ve tahakkümün, sömürünün olmadığı bir dünyayı arzuluyorsanız sadece onun için savaşın, onun için çabalayın. Savaşmak istemiyorsanız, savaşan yoldaşlarla mücadeleniz paraleldir. Savaşmak çok biçimlidir, silahlar farklılaşabilir. Gündelik yaşamı sosyal veya ekonomik olarak örgütlemek, üniversitede, işyerinde veya mahallede örgütlenmek de aktif çatışma gibi bir savaşım şeklidir. Karşılıklı bir dayanışma ve yardımlaşma ilişkisi oluşturun. Bir savaşta herkesin aynı oranda savaşması gerekmiyor. Savaşta olduğumuzun ve yoldaşlarımızla eşgüdümlü bir mücadele yürüttüğümüzün bilincide olmak kafidir.

Kimseyi seçimlerde oy vereceği için kınamıyoruz. Sadece biraz dürüstlük görmek istiyoruz. İlla ki oy vermemiz gerekir deniyorsa, hak vereceğimiz argümanlarla gerekçelendiriliyorsa, bir yere kadar anlayabiliriz. Ancak referandum sonrasında herhangi bir devrimci projeniz, herhangi bir hedefiniz yoksa, bize demokrasi masalı anlatıp durmaktan vazgeçin. Bir çok durumunda boykot yapmayı ve online imza kampanyaları düzenlemeyi alışkanlık haline getiren yoldaşların anarşizmin seçimler konusunda yaklaşımı ortadayken seçimlerin boykot edilmesini reformist solla hep bir ağızdan apolitik ve duyarsızca bir eylem olarak göstererek marjinalize etme ve bastırma çabalarını, bu arkadaşların anarşi davasına artık bir umut beslemediklerine ve demokrasinin neferleri olmayı tercih ettiklerine bağlıyoruz. Bu nedenle onlar için söylenecektek pek bir lafımız yoktur. Ancak anarşistler olarak tek söyleyeceğimiz ve bizi düşünsel olarak bağnaz kılan demokrasi, devlet ve kurumları karşısındaki sonsuz şüphemiz ve daimi öfkemizdir. Ve ezilenler için gerçek değişimlerin iktidarların kudreti altında oynanan demokrasi oyununun kolaycılığına havale edilerek gerçekleşmeyeceğine olan bilincimizdir.

Örgütlen!
Yerellerarası Koordine Ol!
Yaklaşan Savaşı, Sosyal Devrim Fırsatına Çevir!

Demokrasiye ve Diktatörlüğe Karşı Anarşistler

Kaynak: İstanbul Indymedia

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code