Paris’te Cafe Terminus’u Kim Bombaladı?

12 Eylül 1894’te ceketinin altına sakladığı bir bombayla Paris’in şık kafelerine giden anarşist Emile Henry, bunlardan en kalabalık olanına, St Lazare garındaki Cafe Terminus’a oturdu. İki bira ve bir puro isteyen Henry, puronun ateşiyle bombanın fitilini ateşledi. Bir kişinin öldüğü 20 kişinin yaralandığı saldırının ardından tutuklanan Henry, 21 yaşındayken giyotinle idam edildi.

Cáfe Terminus’u bombalamasının nedeni, bu mekanı burjuvazinin bir temsili olarak görmesiydi. Bombayı yerleştirirken olabildiğince çok sayıda burjuvanın ölmesini amaçlıyordu. Eylemleri nedeniyle mahkemeye çıkarıldığında, neden boşu boşuna birçok masum insanın zarar görmesine yol açtığı sorulunca, mahkemeye şöyle yanıt verdi, “..masum burjuva yoktur.”


Émile Henry’nin Mahkeme Karşısındaki Konuşmasının Bir Bölümü

Café Terminus’daki bomba, özgürlüğe yönelik tüm ihlallerinize, tutuklamalarınıza, baskınlarınıza, Basın aleyhtarı yasalarınıza, toplu sürgün cezalarınıza, giyotinle idamlarınıza verilmiş bir yanıttı. Ancak, müşterileri ne yargıç, ne milletvekili ne de bürokrat olan, sadece orada oturup müzik dinleyen bu sakin kafeye neden saldırılsın ki diye soruyorsunuz. Neden mi? Çok basit. Burjuvazi anarşistler arasında ayrım yapmadı. (Auguste) Vaillant kendi başına bir bomba attı; yoldaşların onda dokuzu onu tanımıyordu bile. Ama bunun hiçbir anlamı yoktu; herkese eziyet edildi ve anarşistlerle en ufak bir bağlantısı olanların bile peşine düşüldü. Sizler tek bir adamın eyleminden bir grubun tamamını sorumlu tuttuğunuz ve ayrım gözetmeksizin herkese saldırdığınız için biz de ayrım yapmadan saldıracağız.

Belki de yalnızca bize karşı yasalar yapan milletvekillerini, bu yasaları uygulayan yargıçları, bizi tutuklayan polisleri öldürmeliyiz? Buna katılmıyorum. Bu insanlar sadece birer araçtır. Kendi adlarına hareket etmiyorlar. Onların işlevleri, kendi güvenliğinin peşindeki burjuvazi tarafından belirlenir. Onlar, sizlerden daha fazla suçlu değiller. Herhangi bir mevkide olmayan, ancak işçilerin alın teri üzerinden paylarını alan ve aylakça yaşayan iyi burjuvalar da misillemeden paylarına düşeni alacaklar. Yalnızca onlar da değil, mevcut düzenden memnun olan, hükümetin yaptıklarına alkış tutan ve böylece onların suç ortağı hâline gelenlerin hepsi de; zenginlerden daha fazla halktan nefret eden ve ayda üç beş yüz frank kazanan memurlar da; daima güçlünün yanında olmayı seçen aptal ve gösterişli insan güruhu da (yani Terminus ve diğer büyük kafelerin günlük müşterileri) paylarına düşeni alacak.

İşte bu nedenle rastgele saldırdım ve kurbanlarımı seçmedim! Burjuvazi, eziyet çekenlerin en sonunda çektikleri eziyetten bıkıp usandıklarını anlamalı; dişlerini gösteriyorlar ve onlara karşı zalim olursanız, daha da zalimce saldıracaklar. Onların insan hayatına saygıları yok, çünkü burjuvazinin kendisi buna aldırış etmediğini göstermiştir. Başkalarına suikastçı demek, kanlı haftadan ve Fourmies’den sorumlu olan suikastçılara düşmez.

Burjuvazinin çocuk ve kadınlarının canlarını bağışlamayacağız, çünkü bizim sevdiğimiz insanların çocuk ve kadınlarının canları da bağışlanmadı. Yetersiz beslendikleri için kansızlıktan yavaş yavaş ölen o çocuklar; günde kırk sou [5 kuruş değerindeki eski Fransız parası -çev.] kazanmak için atölyelerinizde günden güne sararıp solan ve yoksulluk yüzünden fahişelik yapmak zorunda kalmazlarsa kendilerini şanslı sayan o kadınlar; tüm yaşamları boyunca birer üretim makinesine dönüştürdüğünüz, kuvvetleri tükendiğinde de çöp yığınına ya da darülacezeye attığınız o yaşlı insanlar, onlar masum kurbanlar değiller mi?

Burjuva baylar, en azından işlediğiniz suçları üstlenme cesareti gösterin ve yaptığımız misillemenin tamamen meşru olduğunu teslim edin.

Mahkeme konuşmasının tamamı için: ETİLEN

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code