Hayvan Kurtuluşu: Veganizmi bir kenara koyalım ve mücadeleyi yeniden harlayalım!

recetario-vegano-bmp-36Bu metni, türcülük karşıtı hareket (ölmüş ve kendi gevezeliğinin, kendini sözcü ilan edenlerin ve felsefi retoriğin ağırlığı altına gömülmüş olan) içinde bir tartışma başlatmak için yazmıyoruz, fakat hayvan kurtuluşu hareketinde devrimci heyecan ve gerilimlerini hayvan sömürüne karşı yönlendirmek isteyen bireyler olduğu gerçeğini vurgulamak istiyoruz.

Veganizmi bir kenara koyalım [1] ve mücadeleyi yeniden harlayalım…

Veganizm, hayvanların sistemli acı çekmesi ve sömürülmesinin reddi olduğundan onları sistematik olarak katledilenlerin suç ortağı olmamak için bir yol olarak görülse de, bizler bunun sadece hayvanların kurtuluşuna ve tüm tahakküm biçimlerinden kurtuluşa giden yolda atılan bir ilk adım olarak görüyoruz. Veganizmi çoğu zaman sadece et ve hayvan ürünlerinin sembolik ve sosyal gücüyle ilgilenen bir Hayvan Kurtuluşu anlayışının devrimci eylemi geçiştirdiği bir eğilim olarak görüyoruz. Hiç kimse, beslenme biçimlerinin hayvan sömürüsü endüstrisine ölümcül bir darbe indirdiğine ciddi şekilde inanamıyor; nitekim veganizm kolektif bir hayal ürününe karşı hareket eder.

Vegan olarak (etik de olsa) ve bu şekilde insanların hayvan sömürüsünü sona erdirebileceğini ve hatta diğer hayvanları ÖZGÜRLEŞTİREBİLECEĞİNİ düşünmek yanıltıcı ve tehlikelidir, çünkü bu bir direnişi pasifleştirme girişimidir.

Bu, oy vermekten kaçınmanın sistemi devirebileceğine inanmakla aynı şeydir. Oy kullanmıyorsak eğer, seçeneklerimizi ve hayatlarımızı kimseye devretmemeye karar verdiğimiz içindir. Oy kullanmıyorsak, bu sistemi reddettiğimizdendir. Fakat sadece oy kullanmamanın teraziyi lehimize çevirebileceğine inanmak saflık olurdu.

Yeni kıvılcımlar yakmak yerine, veganizmi bir siyasi muhafelet hareketi olarak ortaya koyarak hayvan kurtuluşu için devrimci eylemin halihazırda zayıf yanan ateşini söndürmüş oluyoruz. Veganizm, bazılarının toplumdaki iktidar ilişkilerini analiz etmeye karar verdikleri için politik olarak gördükleri, gerçekliğin algılanmasını amaçlayan bir farkındalık ve bilinçli bir tutarlılık eylemi olsa da, bir isyan hareketi değildir. Sömürü pratiğinin bir reddidir, ancak gerçek bir direniş değildir. Kaçınılmaz olarak yiyecek seçimlerindeki çeşitliliğe etki ettiği için kapitalist sistem tarafından kolaylıkla absorbe edilebilir. Bu açmazdan çıkmanın tek yolu, hayvanları katleden kapitalist mekanizmalarını vurmak ve belli bir tür sömürüye karşın egemenliğin dinamiklerinin analizinin, sadece yapıların değil iktidarlarını (ekonomik ve sosyal) sömürü üzerine inşaa eden ve koruyan rollerin teşhis edilmesine yol açabilecek geri dönüşü olmayan bir çatışmanın yaratımıdır. [2]

Hayvan sorununun devrimci potansiyeli, onunla doğru araçlarla yüzleşirsek gerçekleşecektir: hayvan kurtuluşu, hayvan sömürüsünü daha geniş bir otoriter sistemle karmaşık bir mücadeleye giden yolda bir ilk adım olarak görür.
Hayvan kurtuluş hareketinin güçlü noktalarından birisi her zaman hayvanların sömürülmesinden sorumlu olanlarla yüksek düzeyde bir çatışma yaratan radikal pratikleri desteklemek ve belirli pratiklerin kurumların iyileşmelerini engelleyebildiği kalıcı bir çatışmayı savunmak olmuştur. Hayvan kurtuluşu mücadelesi, diğer hayvanların köleleştirilmesinden sorumlu olanlara karşı gerçekleştirilen herhangi bir saldırıyı her zaman açık bir şekilde desteklemiştir. Kurumları türcülüğü ve insan merkezciliği koruyan ilk oluşumlar olarak görür ve bizim ve başkalarının bireysel olarak imha edilmemizin meşrulaştırıcısı olarak görür. Bu nedenle mücadele, farklı bir dille konuşanlarla herhangi bir diyaloga asla girmeyecektir. [3]

Bu bağlamda, hiçbir ticarileşme veya tüketici kapma süreci, radikal bir mücadeleyi modaya ve hatta süpermarket ve restoran ürünlerine dönüştürme olanağına sahip olamayacaktır (ne olursa olsun tüketici rolünü reddettiğimiz için, şirketlerin vegan olup olmadıkları çok önemli değildir). Vegan kelimesinin zulüm içermediğini düşünmek saflıktır: bu toplumda hiçbir şey sömürüden muaf değildir. Hiç kimse yaşadığımız dünyadan ayrılamaz. Süpermarkete alışverişe gitmeyen bir vegan da dahil. Ya soykırımı destekliyoruzdur, ya da ona karşı mücadele ediyoruzdur. Alternatif yok. Ürünleri seçerken dikkat etsek bile bundan kaçamayız.

Sessiz kalmak imkansızdır, aksi taktirde suç ortakları oluruz. Kınamak kolaydır ancak buna devam edemeyiz. Soykırımdan sorumlu olan insanları ve yapıları kınamak dışında onlara saldırmak gibi bir seçenek de mevcuttur.

Hayvan kurtuluş mücadelesinin filizlendiği etik düşünceyi geliştirerek, bizi baskı ve tahakküm altına alanlara karşı gerçek bir devrimci çatışmaya ulaşabiliriz. [4]

Gözümüzü, tüm üretim mekanlarının (vegan-zulümsüz üretim dahil tüm üretim sistemi) enkaz kalıntılarının bile kalmadığı, artık çevre dostu (akılcı, sürdürülebilir, dayanışma hedefli) ürünlerin dahi olmadığı bir dünyaya çevirmeliyiz, çünkü o zaman artık üreticiler de olmayacak.

Ve içinde bulunduğumuz dünyayı yok etmezsek bu dünya mümkün olmayacaktır. Fakat bunu gerçekleştirebilmek için, hayvan kurtuluşu mücadelesinin itibarını geri kazanmamız gerekiyor. Onu fikir ve doğrudan eylemin sıkı bir şekilde birbirine bağlı olduğu, kalıcı çatışmanın başka yolları için verilmli bir zemin haline geldiği devrimci bir yörüngeye (felsefi anlamda değil, radikal pratikler anlamında) oturtmak zorundayız.

Türcülük karşıtı hareketin en önemli kaygısı, ‘etik veganizm’le ‘alimenter (beslenmeyle ilgili) veganizm’ arasında varolan keskin ayrım olduğu açık ve netse, o zaman vizonların, kekliklerin, bıldırcınların, domuzların, sülünlerin vs. kendilerine bazı özerk çatışma ve kaçış yönetemleri geliştirmeleri gerekecektir. Çünkü etik veganlar, doğrudan eylemden, destekleme kültürünün yaratımından ve onun yaygınlaştırılmasından daha çok ideolojik saflıkla ilgilenirler.

Mononoke

Dipnot: Süpermarketler ve sağlık mağazaları envai çeşit etsiz ürün sağlıyorsa, o zaman ellerin gözlerin gördüklerini kapmalarını önermek isteriz.

NOTLAR:

[1] Bizler ne filozofuz ne de veganizm içerisindeki ayrımları tartışmakla ilgilenmiyoruz; çünkü bunun argümanlarımızla bir alakası olmadığını düşünüyoruz.

[2] A. Bonanno ‘Di quale natura parliamo?’ [Hangi doğadan bahsediyoruz?] ed. Anarchismo 2015

[3] Hayvan Kurtuluşu Buluşması 2015

[4] Not 2’ye bakın

————–

Kaynak: Inform-A-zione

Alıntı: Act for free now

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code