İktidarın Güruhu

hitler_de_yuzde_37_ile_iktidarDevletin bugün geldiği konumu, hitap ettiği kitleleriyle kendisi birbirine daha fazla muhtaç hale gelmiştir. Göklere çıkarırcasına gösterilen, orada burada birbirini sıvazlayan bu ilişkinin birbirine duyduğu sevgi de, sarsılmazmışçasına dosta güven, düşmana (bize) korku salmak için sık sık tehdit aracına dönüştürülmekte. 15 yıllık tek iktidarın sürekliliğinde -7 Haziran hariç- tüm seçimlerde zaferle ayrılmasının nedeni de dostlarının sayısını da sürekli arttırmayı başarmasındandır. Bu yolculuğunda yaratıcı aktörüyle düşmanlaşmış olsa bile onun kitleleri soğurmuştur.

Dostlarını kırmamaya çalışırken iktidar, bir yanda da onların kılıflarında hem söylem hem de pratikte kendini en radikal biçimde gösterebilmiştir. Söz gelimi, hitap ettiği kitleler liberalse, en liberal; cihatçıysa, en cihatçı; milliyetçiyse, en milliyetçi; istismarcıysa kurumsal dostları, tüm ‘değerleri’ yerle bir ederek istismarcı; yeri geldikçe mafya, holigan, maganda olan, Kemalizm’e göz kırpan… bir biçime bürünmüştür. Geçen zaman içerisinde bu ilişkilerin hepsini bünyesinde hemhâl ederek kendi karakterini tek boyutluluktan çıkarıp çok boyutluluğa dönüştürmüştür. Sonuç olarak; birbirine çok da uzak olmayan sadece nüans farkları olan parçalı toplumsal yapıları kendinde bütünleştiren iktidar, tarihsel geçmişin argümanlarıyla modern bir kültür yaratmıştır. Devletin bu toplamdaki karakterinin hitap ettiği kitlelerin niteliği şimdilerde, devletle barışıklığından kaynaklanan daha da yozlaşmış bir varoluşu meydana getirmiştir.

İktidar, hedef kitlesine rüştünü ispat ederek, TC’nin yeni rejimine kazasız belasız ulaşabilmişken(!); Yeni Türkiye’sinde yığınların tamamen teslim olması sonucunda, onlara adeta lastik misali davranıp onları istediği yöne çekmektedir. Bu, güvenin inşasından öte, artık kat çıkmaktır. Yeter ki iktidar kendi cisminde onların da otoritesi olduğunu hatırlatsın; rahatlıklarına rahatlık katsın, mesut dünyalarına ilişmediği gibi zenginleştirebilsin.

Otoriter, hiyerarşik, tahakkümcü yaşam tarzlarıyla barışık olan bu yapılar, ideolojilerinden gelen bu yaşamı, en ideal form olarak zihinlerinde kabul etmişken; hele ki devletten yeteri kadar pay almaları söz konusu olduğu müddetçe şu süreçte asla değişip dönüşmeyecektir. Temsiliyetleri sembolleştirildiği müddetçe küfürleri asla bitmeyecektir, faşist zihniyetleri asla tükenmeyecektir, kendilerinden olmayanın katlini vacip göreceklerdir. Onlar için iktidar da bir güç unsuru olarak bunu yeteri kadar yerine getirmekle mükelleftir.

İktidar istediğinde silahlanan/silahlanacak olan yığınların, kendilerinde biten fiili durumun yarattığı günümüz koşulları, hayatlarımız onların namlulularının ucuna kadar gelmişken, koruma kollama yöntemiyle tüm devlet, tarikat, STK kurumları radikal söylemlerle cansiperane iktidarı, dolayısıyla çıkarını savunmaktadır. Bu, gönül rızasıyla karşılıklı olarak aynı safı tutarken ister istemez bir özgüvene dönüşmektedir. Sosyal medyada veya özellikle ana akım medyada sözünü dinledikleri köşe yazarlarının öncülüğüyle girişilen silahlanma çağrıları, kendinden olmayan herkesin yok edilmesi gerektiğine dair fetva niteliğindeki söylemleri; tehdit unsuru olarak görüldüğümüzü ve henüz fethedilemediğimizi göstermektedir. Her adımda “Yeniden Diriliş”, “2.Kurtuluş Savaşı”… söylemleri devlet şiddetinin dozu gitgide kendilerinden olmayanların üzerine “şok etkisi” uygularken, öyle görülüyor ki artarak devam edecektir.

Karşılıklı fayda üzerine kurulan bu ilişkinin bozulmaması için olağanüstü çaba sarf edilirken, bu çabada muhabbetin çözülmesi durumunda, güçten düştüğü anda çırılçıplak ortada kalma endişesi yer almaktadır. Bu yüzden en ufak bir aşınma riskine karşı bile bıçak sırtında olduklarının hatırlatmasını yapmaktadırlar. Kendilerini bir arada tutan statükonun çökmesi ortamında en başta maddi çıkarlar olmak üzere suni maneviyatın da paramparça olacağını bilmektedirler.

İktidarın dostlarını arttırma kotası dolmuştur artık. Bunu yaparken de karşısına aldığı ve hayatlarını çarçur ettiği sayı da had safhaya ulaşmıştır. Kutuplaşma gitgide derinleşmekte, nefretini ve öfkesini de beraberinde örgütlemektedir.

Bu karşılıklı sömürü ve tahakküm içeren ilişkiye dahil olmayan, en azından iktidar otoritesinin dışında kalanlar kendi ideolojik gelenek ve farklılıklarını koruyarak son çare olarak öbekler oluşturmaktadır. Devletin kendine itaat ettiremediği, kendisiyle barıştıramadığı, aslında hiçbir zaman güven vermediği devrimci, demokrat değerlere bağlı etnisiteler, örgütler, oluşumlar dayanışma çağrılarıyla bir araya gelmektedirler. Bu zeminde politika kendine hatlar çizmektedir.

Genel olarak muhalif hareketlerde düzen karşıtlığı onu var eden maddi nedenlerden çok bu nedenlerin simgeleştiği kişilere yöneldiğinden bu itiraz soyut düzlemde kalmıştır. Tek bir figürün al aşağı edilmesiyle her şeyin düzeleceği yanılsamasına kapıldığımız, gün gibi aşikarken; bunu çok önceden dillendirenlerin haklı olduğu ortaya çıkmıştır. İktidarı kendilerinden var eden yığınlar görmezden gelindikçe ve buna karşı kültürel argümanın retoriği geliştirilmedikçe iktidara dokunup onu aşağı çekmenin başarısızlığını daha birçok defa tadacağız. İktidarın tüm katliamlarından -kendi öznelliğinde- azade olmadığı gibi bu yığınlar onu var eden esas nedendir. Somut olarak hemen hemen her yerde karşılaştığımız yığınlardırlar bu insanlar ve iktidarın başka başka tezahürleridirler. Kendi aralarında kurdukları güven ilişkileri gündeliktir ve çıkar üzerine kuruludur. Dünden razı oldukları anlaşılan savaş naralarını da tüm kanallar aracılığıyla ağızlarından her gün duymamız, bizlerin yaşamlarına olan tahammülden bir an önce kurtulma isteklerinden gelmektedir. Bunlar sokağa çıkma cesaretini gösterdiklerinden mücadele artık buradan verilecektir. Ama neden, nasıl ve hangi düzlemde?

(…)

SEYDO

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code