Serhat Devrim ‘Onursuzca yaşamaktansa şehit olurum’ diyerek Suruç’a gitti

etha-20150831-serhado-08_extSerhat Devrim, Suruç’ta katledildiğinde 19 yaşındaydı. Kısacık ömrüne bir çok isyan sığdırdı. Gezi direnişine katıldı, ailesi defalarca memleketine götürdü. Dayatılan hiçbir düzeni kabul etmedi. Her seferinde kaçtı. Şimdi ailesi onu anlatıyor: Hep mazlumun yanındaydı. Biri açken yatamazdı. İnsanları seviyordu, bu yüzden hiçbir yere sığmıyordu. En son iki ay önce, “Onursuzca yaşamaktansa şehit olurum daha iyi” dedi ve gitti.

SGDF’lilerle birlikte Kobanê’ye doğru yola çıkan devrimci gençlerin bir çoğu, devlet terörüne doğrudan maruz kalmışlardı. Ama inat etmişlerdi bir kere, oyun parkını, fidanları, oyuncakları çocuklarla buluşturmayı, inşa edilen devrimden öğrenmeyi kendilerine görev edinmişlerdi. Kimi gidebilmek için inşaatlarda çalıştı, kimi cebindeki son parasını Kobanê’ye hastane yapılması için kullandı, kimi evinden kaçarak kervana katıldı. Onlardan biri de “Onursuzca yaşamaktansa şehit olurum daha iyi” diyen anarşist Serhat Devrim.

SEN TOKKEN DİĞER ÇOCUKLAR NEDEN YEMEK YİYEMİYOR?

Serhat, 14 yaşında Muş’taki ailesinin evinden kaçarak İstanbul’a geldi. Okmeydanı gibi emekçi semtlerde yaşadı. Bir evi yoktu. Çoğu zaman aç kalırdı. Yüreğinin bir köşesinde hep “diğerleri” vardı. Zoruna giderdi birileri tokken diğerlerinin aç kalması. En çok da “Diğer çocuklar neden yemek yiyemiyor?” diyordu. Suruç’a gitmesinin en önemli sebeplerinden biri de o “diğer çocuklar”dı. Onlara ulaşmak istiyordu.

Suruç şehitlerinin 40. gün etkinliklerinde ailesi de İstanbul’a geldi. HDP Beyoğlu İlçe binasında, gün boyu taziyeleri kabul etti. Etkinlik öncesi anne Canan ve baba Yavuz Devrim, ETHA’ya konuştu. Anne Devrim, zor ayakta duruyordu. Serhat’ın çok merhametli olduğunu belirterek konuşmasına başladı, “Onu nasıl anlatsam bilemiyorum” dedi. Gözleri dolan anne, “Serhat’ım hep ezilen halkların yanındaydı. O kadar insanları severdi ki. O yola gitti zaten. Dünyaya bir daha Serhat gibisi gelmeyecek. Canım yandı, başka bir şey diyemiyorum” diye bildi.

GEZİ BARİKATLARININ DİRENİŞÇİSİ

Devrim’in bu yolculuğa çıkmadan önceki hayatı da çok tanıdık. Gezi isyanı döneminde Guy Fawkes maskesiyle en ön barikatlarda yer alan çapulculardan. Defalarca gözaltına alındı. 15 gün boyunca Berkin Elvan’ın hastane nöbetini tuttu. Ailesi, bunları çok sonra öğrendi. Babası Yavuz Devrim, onu Muş’a götürdü. Ama o her seferinde İstanbul’a döndü. Baba Devrim, “Hiçbir annenin, babanın bu acıyı yaşamasını istemiyorum. Ne gerillanın, ne de askerin ölmesini istiyorum” dedi.

Serhat nasıl bir çocuktu?

Babası anlattı: “Yaşamayı severdi. Haksızlığı kabul etmeyen bir çocuktu. Özgürlüğü, eşitliği seven, ölümlere karşı bir çocuktu. Serhat, çocukları seven bir çocuktu. Yürek dolu, yaşam doluydu. Direnişçi bir yapısı vardı. Bir çocuk açken, o yatamazdı. Hiç kimsenin ezilmesini istemezdi. Bu mücadele uğruna Suruç’a gitti. Tek amacı oradaki çocukları sevindirmekti. Çünkü çocukları çok seviyordu.”

Anlatırken sigara yakıyor baba Yavuz Devrim. Gezi ayaklanmasını hatırlatıyorum.

“Gezi’de defalarca gözaltına alındı. Muş’a götürdüm ama engelleyemedim. Tekrar geri döndü. Berkin’in cenazesine katılmak istediğini söyledi. ‘Hayır’ dedim. Evden kaçarak İstanbul’a geldi. ‘Baba haksızlık yapılıyor. Buna karşı durmamız gerekiyor’ diyordu. Böyle mücadele etmeyi seviyordu. Mazlumun yanındaydı.”

Serhat Devrim, 19 yaşındayken Suruç’ta yaşamını yitirdi. 19 yıllık çocukluğuna bir çok isyan sığdırdı. Hep isyan yüklüydü. Anarşist ruhluydu. Dayatılan bütün düzenleri reddediyordu. Halktan yanaydı. Onun için istediği bir şeyi yapmanın önünde bir engel yoktu.

SEREFSİZCE YAŞAMAKTANSA ŞEHİT DÜŞEYİM

“Bir daha olsa onu durdurmaya çalışır mıydınız?” diye soruyorum.

Baba Yavuz Devrim gülümseyerek cevaplıyor: “Yapamazdım ki. Onu durduramıyordum. Hayat doluydu. İnsanları çok seviyordu. Hiç kimse Serhat’tan şikayetçi olmamıştır. O yüzden sığmıyordu hiçbir yere. Her gün bir maceradaydı. Her gün insanların içerisine girip yaşamı seviyordu. Sürekli dışarıda olan biriydi. Defalarca gelip Muş’a götürdüm, her seferinde tutamadım. İstanbul’u çok seviyordu.

Serhat’ı bazen uyarıyordum. ‘Baba ben eşitlik ve özgürlük için mücadele ediyorum. Biri aç, biri tokken ben rahatsız oluyorum. Ben yalakalık yapmıyorum. İster inan, ister inanma, ben bu dava için mücadele edeceğim. Başıma bir iş gelirse gelsin, şehit düşeyim daha iyi. Şerefsizce yaşamaktansa şehit düşeyim’ dedi bana. İki ay önce bunları dedi.”

Serhat geride ne bıraktı?

Baba içindeki acıyı anlattı önce: “Ölene kadar unutamayacağım bir acı kaldı içimde. Gücüm yettiği kadar Serhat’ı yaşatacağım. İnandığı dava için gitti. Acım büyük. Benim gibi hiçbir anne, baba acı çekmesin, kimsenin ölmesin istemiyorum. Bu acıya bir son verilsin. Her şeye rağmen barış istiyorum. Herkese elini taşın altına koyup bu savaşa ‘dur’ demeye çağırıyorum. Özgürce, kardeşçe barış içerisinde yaşanmasını istiyorum. Anne ve babaların yüreğinin yanmasını istemiyorum. Bir an önce barış olmasını istiyorum. Bir sürü insan katledildi. Gerilla, polis, asker hiç kimsenin ölmesini istemiyorum. Barış istiyorum.”

Kaynak: ETHA

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code