Zalimlerin Devletini ve Dinini Harabeye Çevirecek Alevi İsyanı (Fraksiyon.org)

14_1-300x212“Mervan soyunu vuralım,
Hüseyn’in kanın soralım,
Padişahın öldürelim,
Tevekkeltü taalallah.” [Pir Sultan Abdal]

İlk yazı olan Neden Alevilerin Bir PKK’si Olmalıydı ile açtığım cümleyi derinleştirmek için yeniden aynı yerden açıyorum faslı. İki yazı arasında geçen zamanın halklarımız için tahammülü imkansız acılara, telafisi imkansız haksızlıklara tanıklık ettiğini düşünürsek bir geçmişten çok ivedilikle bir gelecek sorgusu olduğunu görebiliriz.

Yazı Okmeydanı‘nın izini taşıyarak başlamaktadır. Çünkü bir Cemevi bahçesinde başından vurulmuş 30 yaşındaki taşeron işçi Uğur Kurt, burada anlatılan meselenin hem muhatabı hem çağrıcısıdır. Uğur Kurt’un taziye için geldiği Cemevi’nde, mahalleden polislerce silahla kovalanan gençlere bakmak için hamle yaptığı sırada vurulması ve yerde ağır yaralı olduğu halde dakikalarca gaz solutulması bile başlı başına meseledir.

Mesele şudur; Aleviler ancak öldürüldüklerinde anımsanan kolektif varlıklarını nasıl olup da kolektif haklara ve buradan hareketle kendi üzerilerinde tasarruf yetkesine dönüştüreceklerdir.

Alevi inancı ve kültürü kırdan koparıldığından bu yana yakıcı bir köksüzleşme ile yüz yüze gelmiştir. Kırın iktisadi ve sosyal hayatı içinde kendi mahkemeleri, kurallar bütünü, onay ve ret mekanizmaları olan Alevi toplumu kentin iktisadi ve sosyal bütünü içinde bir türlü bir merkez üretmemiş, kendi üzerinde tasarrufta bulunamamıştır.

Bir insan topluluğu sistematik biçimde öldürülüyorsa, kimliği-varoluşu ayrımcılığa tabi tutuluyor, yaşamın her alanında ikincilleştiriliyorsa, yerinden etme, asimilasyon ve sosyal baskıyla kendini inkara zorlanıyorsa… O topluluk sömürgedir.

Aleviler sömürge toplumudur. Tüm sömürge toplumları gibi bu gerçeği kabullenmedikçe daha da derinleşen bir yarılmayı, hiçleşmeyi yaşamakta, yolunu kaybetmekte, yolculuğu anlamsızlaşmaktadır.

Alevilik ancak Aleviler tarafından ve alevi olunarak aşılabilir. Yaşanan yarılmanın inançsal ebadı, sosyal ebadının çok altında kalmış, Alevilerin kolektif inkar-imha ve yerinden edilmesi coğrafyanın tüm toplumsal dinamiklerini hareket ettiren bir çığa dönüşmüştür.

‘Alevi’lerin bir Fanon’a duydukları ihtiyaç‘ ise burada hasıl oluyor. Aleviler kendi kolektif varlıklarından ve bu varlıklarının yarattığı tesirden korkuyorlar. Aleviler bu toprakları zehirleyen dinsel faşizme karşı biriktirdikleri panzehirin tesirinden dehşete düşüyorlar. Çünkü o kelamın içinde saklanan sırrın, aşkınlığın, maneviyatın insanlığın sonsuz kere alçaltılmasına dayanan İslamcılığa verilecek en berrak yanıt olduğunu biliyorlar.

İslam’ın daha henüz coğrafyasına sirayet etmeden başlayan kanlı iktidar paylaşımını sessizce izlediler. İslam’ın büyük önderi Muhammed’in damadının hançerlenmesini, torunlarının boğazlanmasını seyrettiler. Kan ve altın iktidarları kurarak atlası nasıl savaşa boğduklarını gördüler. Bilinir ki İslam’da zulüm devamlılık arz etmektedir. Aleviler, Roma’dan saklanmış İsevilerin, hayatta kaldıkları her günün ücretini ödeyen Musevilerin, kırlarından edilmiş Paganların, yenilmiş Ön Asya tanrılarının bildikleri bir dille baş başa kaldılar. O denli derinlikliydi ki bu dilin bilinci, kendilerini bir cehalete sakladılar. Derviş oldular, köylüklerin sessizliğine oydular bu dili.

Alevilerin korkusu buradan bilinmelidir. Onlar bildikleri şeyden korkuyorlar aslında. Bilmek durumunda kaldıkları o kelamı, sürekli kapılara, sayılara, nefeslere karıştırarak kararınca anlatıyorlar.

Alevilerin Bildikleri

Aleviler geniş bir coğrafyada, farklı uluslardan ve kültürlerden oluşan çeşitli bir toplamı ifade ediyor. Fakat bu yazının konusu olan Anadolu Aleviliği başlı başına Alevilikler içinde özgün ve gelişmiş bir düşünce-duygu-eylem biçemine sahip. Özgünlüğünü öncelinden aldığı kodları, İslam içindeki göreli ilerici konumlanmalarla melezleştirme becerisine dayanıyor. Bu haliyle Alevilik İslam içinde olduğu durumlarda bir ‘reform’ odağı, İslam dışı olduğu durumlarda ise İslam’ın bugün eriştiği manevi düzlemin çok üzerine çıkabilecek ontolojisiyle onun bir alternatifi durumunda.

Alevilerin bildikleri diyalektik, doğacı ve komünalist bir mistizimdir. Bu mistisizm toplumun toplumsal maddi koşullarını kabul eden, dünyanın içinde bir manevi düzlem kuran ve bunu doğa ve öyküye yaslanarak inşa eden heretizmdir.

Aleviler, Anadolu heretikleridir. Anadolu’nun çitlenmesine, sömürgeleşmesine ve yağmalanmasına direnç gösteren hakların politik-etik motivasyonudur. Ve bu durum günceldir. Çitlenmiş, sömürgeleşmiş ve yağmalanmış Anadolu şimdi de yıkılmaktadır. Yıkılan coğrafyanın köklerini yine Aleviler sıkıca tutmaktadır.

Alevilerin bu denli öfkeye mahzar oluşları, böylesine derin ve ipe sapa gelmez nefret suçlarına maruz kalmaları da yine bu iç içe yapıdan ötürüdür. Salt dinsel bir ayrım değildir bu. Aleviliğe duyulan nefretin kökeni sınıfsaldır. Egemen sınıf ve zümrelerin egemen fikir hale gelmesidir. Tahakkümün ezilenlerce yayıldığı bir terbiye etme sistematiğidir Alevilere yönelik ayrımcılık ve düşmanlık. Aleviler terbiye edilmez ise sadece egemenlerinin ‘dini’ değil, mülkiyetlerini koruyan ‘devletleri’ de tehdit altına girecektir.

Alevi Önderliği

Alevilerin bilinen son büyük önderi Seyid Rıza‘dır. Bahsini ettiğimiz önderlik yapısının önceki yüz yıla ait izlekleri bir yana ondan karşılık bulan karakteristik, kendini kadim bir anlamla ifade eden, politika yapmayan onu aşan, toprağa sahip olmayan ona ait olan tavırdır. Alevilerin önderliğinin bir toprak talebi yoktur bu yüzden, ait olduğu toprakta ‘insan sıfatında’ yaşamak telaşıdır. Yaşatmayan ise onu toprağında zehirlemeye çalışan, mülkiyetçi-devletçi-erkek İslam‘ıdır.

Yine ilk yazının açtığı tartışmalardan biri de ‘Sünniliğin silahlı eleştirisi‘ idi. Bu tip bir eleştirinin gerçekçi olup olmadığına dair yürüyen tartışma kıymetlidir. Gerçekliğinin olup olmadığını ise basılmış değil basılmamış tetikleri verecektir. Miting meydanlarında öldürülmüş Alevi çocuklarını yuhalatan iktidar sahibinin, Antakya’da balkonunda Suriye’de ateşe verilmiş akraba köylerini seyreden Alevi’ye ilettiği not oldukça gerçektir.

Zorunlu din dersleri gerçektir. Küçümsenen Cemevleri gerçektir. Sivas’tan Maraş’a uzanan bellek gerçektir. İş yerinde Zülfikar saklayan kadınlar gerçektir. Ana akım TV kanallarında edilen hakaretler, kulaktan kulağa fısıldanan o çirkinlik gerçektir. Gerçekçidir. Çünkü zaten Aleviler 40 yıldır sol-sosyalist siyasetin tüm damarlarına yükledikleri nabızla ‘silahların eleştirisini’ yapmaktadır. Mesele silah’lanmaktan ötededir. Mesele silahları da yenecek hakikati kurmak ve yalanı yenmektir. Alevilerin önderliği bir GERÇEK‘leşme hareketi olmalıdır.

Alevilerin sırrının bir hakikat haline gelmesi ise öncelikle olduğu her şeyin yanında bir Alevi olmak halinde saklıdır. Kürt olmak, Sosyalist olmak, Kadın olmak ile çelişmeksizin ve hatta onları güçlendiren biçimde bir Alevi olma hakkının teminat altına alınmasıdır burada konu edilen.

Teolojinin-ontolojinin bir hayat inşa etmesidir. Özerkleşmesidir kendini inşa edeceği alanlarda. Dilini arındırması, maneviyatını doyurmasıdır. Tüm bunlar olurken, tüm bunlara engel olan şeylerin tümüne karşı amansız bir güçle direnç göstermesidir. Bu topraklarda bunu önceleyen bir hareket yoktur.

Böyle bir hareketin inşa edilmemesi ise Aleviliğin yenilgisi olacaktır. Bu yenilginin bırakacağı boşluk, kelle kesen, türbe yıkan, kadınları köle pazarlarında satan, altından kurnalarda abdest alıp, yoksul işçileri sadaka ile teslim alanların zaferi olacaktır.

İstanbul’dan Şam’a, Bağdat’tan Beyrut’a değin yekpare bir yurt olan toprakların, istilacılardan, işgalcilerden, işbirlikçilerden temizlenmesi ve İslam coğrafyasının kendi yaşanabilir yaşamını inşa etmesini de sağlayacak olan devrimci bir alt üst oluş aranmaktadır.

İlk çıra Alevilerin özgürlüğüdür.

(Devam edecek…)

Kaynak: Fraksiyon.org – Evren Barış Yavuz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code