Sivilleşen Faşizm – İstanbul Anarşi İnisiyatifi

10431503_639778599484581_7601992247714003004_nMemleketin iktidarlarının bizzat öznesi olduğu, taraflarının büyük özverili pratikleriyle gerçekleştirdiği boka saplanışın kurtuluşu için ortaya atılan bir faşistin ölümüne şahit olduk. Hiç acı yaşamıyoruz. Faşizm yok edilmesi gereken bir olgu olduğundan hiç üzüntü çekmiyoruz.

Fakat bunu bir olay örgüsü içinde değerlendirenlere de, yarattığı tehdit bakımından, basite alma gibi bir durum sonrası önü alınamayan gelişmeler yarattığı için ciddiye alınmasının gerekliliğini tavsiye etmemiz gerekir. Yaşanan deneyimler bu öneriyi gerekli kılmıştır.

Bu ölümün can almaktan öteye gittiğini görmemek yanılgıya götürür bizi. Çünkü iktidarlar her zaman zorbalık yapmıştır. Fakat zorbalık, dişini geçiremediği zamanlarda gücünü tükettiği noktada devrilmeye gider. Devlet mekanizması içinde, demokrasi safsatasının olanakları dâhilinde yerini başka bir iktidara bırakır gider. İktidar için önemli olan bu yok oluşa sürüklenen kırılmaların teşhisini doğru yapıp tedavisine hemen başlamak için doğru hamleler yapmaktır. Bu hamlelerden biri de, yukarıda bahsi geçen, gerektiğinde bayrağını taşıyanın kendisine kurban edildiği, ölüme sebep olan sivil faşizmdir. Çıkar çevrelerinin ihtiyacına göre balon misali şişirilip indirilen, bir takım yasalarla hukuk alanında kendisine yer açılan ve en önemlisi yüzyıllardır yaşamlara içselleştirilen devlet faşizminin bir türüyle karşı karşıyayız; faşizmin sivil yüzü. Sivil faşizm, iktidarlar tarafından, devletin arka bahçesinde, afyon aidiyetler etrafında beslendirilen, bir tehdit unsuru olarak sürekli hatırlatılan, ihtiyaç dâhilinde ipleri bırakılan ve genelde yaşamı yok etmeye çok kolay programlanabilen bir olgudur. Bu coğrafya yıllardır faşizmin döktüğü kanla boğdurulduğu için, verilebilecek bir yığın örneği yaşamımızın her alanında görebiliriz.

Üzerinden 12-13 yıl gibi uzunca zaman geçti eski-yeni iktidarın. Bu süreç, iktidarda, her ne kadar hala çok güçlü olsa da, bir takım kopuşlar ve yıpranmalar meydana getirdi. Kendinde olan aşırı güveninden dolayı, beklenmediği tokatlar yediğinde uğradığı travmaları atlatamaması da eklenince bir özgüven kaybına uğrayıp saldırganlığa geçti. Ezbere dönüşen bir söylem ve pratikleri silsilesi dâhilinde devlet politikası içinde demokrasi mefhumunun yardımıyla muhalefetle olan sürtüşmelerindeki diyalektiği kendi elleriyle yok edip çırılçıplak bıraktı kendini. Bu da bugün dedikleri üst düzey yeni faşist uygulamaların devreye sokulması fikrini beraberinde getirdi. Bu sözünü hiçbir itiraz istemeden kabul ettirme hamlesi kendi seçmen kitlesini bile tam olarak ortak bir kanaate vardırtamamıştır.

Kendi tabanı hala bu uygulamaya karşı kafasında bir takım soru işaretleri barındırmaktadır. Dolayısıyla, hal böyleyken, istediği desteği tam bulamayan iktidarın, kendi tabanı dâhil herkesi memnun edebilmek adına yasayı, tartışılırken, çıkarılırken ve uygulamaya konulurken meşru zemine oturtması zaruri hale gelmiştir. Bu zaruretin alan arayışı, faşizmin ayarlarıyla oynayarak mümkün hale gelmiştir. Bunun somut örneğini de geçenlerde Ege Üniversitesinde gördük. Faşizm, yıllardır memleketin dört bir yanında her zaman saldırı tehditleri altında görünüp kaybolurken uzun bir aradan sonra ilk defa bu kadar ciddi bir sıcak temasa geçti ve bir can verdi. Devlet kendi çocuklarını halkların çocuklarının üzerine saldı. Ağızlarında Allahu Ekber nidaları ellerinde satır sallama baltayla devrimcilerin yaşamına çöreklenmeye çalışırken, devletin çocuklarından biri, yaşama saldırdığı için ölmüştür. Şimdilerde sokak sokak kanlarını soğutma derdine düşmüşler… fellik fellik insan avına çıkmışlar şimdi…

Ege Üniversitesinde yaşananları yükseltilmeye çalışılan yeni sürecin kıvılcımları olarak okuduğumuzda, bundan en kazançlı çıkacak olanın iktidarın kendisi olduğunu görebiliriz. Sokaklarda yükseltilen ‘gerginlik’ sayesinde kendi faşist yasalarının gerekliliğine kanıt bulup ikna sürecini kolaylaştıracaktır. Kendisine olan güveni de tazelemiş olacaktır. Seçim yaklaştıkça, oy kullanırken kararsız kalacakların oy oranındaki kısmi belirleyici bir konuma gelmesinin kabarttığı iştahlı beklentiyle açık yol tarifi yapılmaktadır. Bunu sadece bir olayla tabi ki sınırlı tutmuyoruz, sokaklar yeni bir faşist dalgaya hazırlanmaktadır. Ege Üniversitesinde yaşananlar memleketin her yerine yayılma gibi bir alt metin içeriyor. Pilot konumda yer alması bakımından önemlidir.

Faşistlerin birçok şehirde parti binalarını ve örgüt bürolarını kundaklaması, zamanla yaşanacakların şifrelerini barındırmaktadır. Ve devlet bizzat olayın öznesi konumunda olduğunun ciddi emarelerini saklamayı becerememektedir. Her yerin açık hava karakollarına dönüştüğü bu zamanda, iktidarın en ufak bir eylemde devrimcilere namluları doğrultup sıkmaktan imtina etmediği bir süreçte, Ege Üniversitesinde günlerdir süren gerginliğin istihbarati bilgisine rağmen katil polis, olay yaşanmadan önce mekanı elverişli konuma getirmiştir. Neredeyse okulların tuvaletlerine kadar bekçilik yapan ÖGB’nin, faşizm saldırıya geçerken olay yerinde olmayışı ilerleyen süreçte devletin nasıl tavır alacağını haberdar ediyor. Bu iş birliğin, her ne kadar kendi taraflarında bir ölümle sonuçlanmışsa da başarıya ulaşması için gerekli ayar verilmiştir.

Bundan sonraki süreçte, en azından seçim denen zırvaya kadar zamanı kısıtlı tutarsak eğer, faşizmin durmadan yükseleceğini söyleyebiliriz. Devletin, kamusal alandan tutun da özel yaşam alanlarına kadar tam denetim sağlamaya çalışan iktidarı, amiyane tabirle otoritenin nezaretinde gerçekleşmeye devam ederek, kendini yasal bir zemine kavuşturduğu zamanda da daha fazla görünür olacaktır. Kontrollü yükseltilen bir saldırıyla karşı karşıyayız. Halklara korku enjekte ederek sindirmeye çalışıp seslerin kesilmesi sağladıktan sonra gözü arkada kalmadan yoluna devam etmek istiyor görünümdeler. Faşizmin hortlayan yüzünün, asalak konumdaki MHP’ye de bu süreçte kazanımları olacağı muhtemeldir. Memleketin batı yakasında oylarını çoğaltmaya başlayan HDP’nin yükseliş trendini “terörist bunlar, bölücülük yapıyorlar” gibi söylemlerle durdurmaya çalışıp, barajı geçmesini engellemeye çalışacaktır. HDP’nin seçim çalışmalarına engel olmak için de iktidar sahibiyle bu olayda danışıklı dövüşe girmiştir. Kendi ideolojisinin eriyip kaybolmaması için, kendi öz oğlunu peşkeş çektirmiş görünümdedir. Mağdur edebiyatı bu coğrafyada en iyi tutan siyaset biçimlerinden biridir. MHP de bunun farkında olarak “vatan, millet” sevgisi zemininde bu yolu tercih edecek konumdadır.

Ölümleri intikam ateşi etrafında büyütüp korlarını halkların çocuklarının üzerine atmaya çalışan faşizmin otoriteleri karşısında devrimciler olarak, faşizmi asla herhangi bir yerde yaşanan bir saldırı olarak değerlendirme gafletinde bulunmuyoruz. Ege’de yaşanan olay bizim için uzun bir maratonun sinyalleri olarak görülüyor. Faşizmin sivil halinin, devrimcilerle sıcak temasa geçme fikrinin pratiğe dönüşmüş olması, çıkarılan yasalarla beraber kendine daha rahat bir zeminde hareket etme imkanı yaratmaya çalışması bu tespitimizin yerinde olacağını gösterecektir.

Devletin faşizminin ve onun bekçisi görevini üstlenen sivil faşistlerin ağzındaki nefreti sadece seçim endeksli okumak devletin ilerleyen dönemlerdeki geniş politik hattının sadece bir bölümünü içeriyor. Kaldı ki; bu sürece, ekonominin çıkmazı, Suriye politikasında erken atarın getirmiş olduğu sıkıntılar, yeni muhafazakar kültürün uyum problemleri, başkanlık tartışmaları ve daha niceleri yönünden de bakmak gerekir. Fakat bu başka bir yazıda ancak kaleme alınacaktır. Biz şimdilik bariz görülen gündemin seçim boyutunu ele almaya çalıştık. “Yeni Türkiye” inşasının belirtilerini tüm alanlardaki müdahaleler olarak okuyarak çerçeveyi genişletmekte fayda var. Fakat bu durumda seçimlerdeki başarısı ya da başarısızlığı bu müdahalelerin mihenk taşı olma özelliğini taşıyarak gerçekleşecektir. Bu, yeni Türkiye inşasının yeni yaptırımlarını tazeleyen güç olarak görülmelidir.

Devletin getirdiği yasaları yaşama nüfuz ettirip alışkanlık haline getirmeye çalışılan sivil faşizm ve daha niceleri, biz anarşistler olarak tüm bunların hiç birine şaşırmıyoruz. Yeni hiçbir şey yok. Devlet yapacağını ardına bırakmıyor. Yaşadığı sürece de kendi varlığı için yok ediciliğini sonuna kadar kullanacaktır. Yapacağı tek şey baskı ve zulümdür. Bunu ne kadar yapıp yıldırırsa varoluşunun gereğini o kadar yerine getirecektir. Devletin bekasının devamına yönelik gerçekleştirilen saldırılar yıldırma politikalarından başka hiçbir şey değildir. Yıllardır buna şahit oluyoruz. Ve bizler burada dayanışma ağını genişletip bunun üstesinden ancak gelebiliriz. Yunanlı yoldaşlarımızın söylediği gibi “ dayanışma saldırı demektir.”

İSTANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code