Yunanistan seçimleri sonrası Selanikli anarşistlerle yapılan röportaj (27 Ocak 2015)

masked1370Yunanistan da son seçimlerde sol parti Syrıza seçimleri kazandı. Tek başına hükümet kurma şansını 2 sandalyeyle kaçırdı, ANEL partisiyle (faşist parti) koalisyon hükümeti kurdu. Şimdi seçim denen şey hakkında yeniden düşünme zamanı.
Çağımızın en büyük yalanı ‘seçme hakkı’ bu sefer her türlü kitle medyası ve araçlarının yanı sıra sol yayınlarda da panayır havasında bizi hipnoz etmeye ve kandırmaya devam ediyor. Bu sefer seçimlerin galibi solculardı. Birkaç yılda bir kendini tekrar eden bu tiyatro oyuncuları değişse de aynı rollerle bizi kandırmaya devam ediyorlar. 

SYRIZA`nın seçilmesinden sonraki zafer çığlıklarının ne zaman sokaklarda isyana dönüşeceğini merakla bekliyoruz. Seçilen partinin ne kadar radikal olduğu düşünülürse düşünülsün, kapitalizmin çıkarları tarafından ele geçirilip onu seçenlere saldırması an meselesidir. Politikacılar gelip geçicidir, baki kalansa devlet ve onun çıkarlarıdır. Güç sadece parlamentoda değildir ve hiçbir zamanda olmadı. İktidar sadece bu güce sahip gibi gözükürken aslında devletin kontrolü hiçbir zaman tam anlamıyla seçimle başa gelenlerde değildir. Asker,polis, ekonomik güçler, derin devlet vs….O zaman şimdi soruyoruz SYRIZA’ya, modern komünizmin kapital algısını soruyoruz, Altın Şafakla polis arasındaki bağlantıları soruyoruz, C tipi hapishaneleri soruyoruz. İnsanları Altın Şafak`ın muhtemel saldırılarından SYRIZA mı koruyacak?
golden-dawn-phalanx
Belki de tek umudumuz başa gelen kim olursa olsun devlete karşı bir direnişin her zaman baki kalacağı gerçeği. Biz seçimleri çözüm olarak değil problemin bir parçası olarak görüyoruz. Bu bizim savaşımız değil ve kimsenin bizim için savaşmasına ihtiyacımız yok/. Bedenlerimiz bize ait! Kendi hayatlarımızı başka vücutlara teslim etmiyoruz bu nedenle de oy vermiyoruz/ Oy vermek beraberinde ancak duyarsızlığı getirir ve başka alternatiflerin oluşumunu engeller. Bu nedenle diğer bir gerçekliği de soruyoruz, SYRIZA gibi partiler seçimi kazanmak için harcadıkları vakitte toplumda yeni sosyalist alternatifler yaratmayı bir kenara bırakmış olmazlar mı? Seçimlerin bize istediğimiz hiçbir şeyi vermeyeceği aşikâr zaten, birilerinin bize bir şey vermesini beklemek de istemiyoruz. Bizim olanı ancak biz alabiliriz. Bu da ancak doğrudan eylemle mümkündür.

Doğrudan eylem aracılar olmayan her türlü eylemdir. Evsizlerin karnını doyurmaya söz veren bir adaya oy vermek yerine, evsizlere yemek dağıtmaktır, onlarla birlikte pişirmektir. Bir konuda gazeteye onların kabul edebileceği türden bir yazı yazıp yayınlamalarını beklemek yerine bunu kendin basıp dağıtmaktır. Sesini başka türlü duyurmaktır. Başkalarının ağzından değil kendi ağzından konuşmaktır, bağırmaktır, istediğinde susma özgürlüğüdür. Ne zaman ne söyleyeceğine kendin karar vermektir. Çünkü kendi kurtuluşumuz ancak kendi eylemliliğimizle olur. Asla ve asla unutmamak gerekir ki kimse başkasının efendisi olabilecek kadar iyi değildir. Bu nedenlerle biz SYRIZA’nın başarısını selamlamıyoruz. Sokakta dövüşenlere selam olsun!

Selanik’teki anarşistlerle seçim süreci, C tipi hapishaneler ve birçok şey hakkında konuştuk.
SONY DSC
Anarşistlerin seçim sürecine etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle belirtmek gerekir ki bu seçimlerde oy kullanma oranı diğer seçimlere göre oldukça yüksek. Çünkü bu seçimler kriz ve diğer durumlar nedeniyle son 30 yılın en kritik seçimleri olarak görülmekte. İnsanların 100 de 30 u oy vermeye gitmedi. Son seçimlerde bu oran 100 de 45 di. Ama bunun nedeninin insanların sisteme güvenlerini kaybetmesinden kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. Sadece sıkıldılar. Yunanistan’da son 30 senedir seçimler 2 parti arasında gerçekleşmekte. 3 gün öncesine kadar hükümette olan muhafazakar parti ve liberaller. Ve 30 senedir insanların bir bölümü oy vermeye giderken diğer bölümü bu durumu artık önemsemedikleri için oy vermeye gitmediler. Anarşistler yıllardır seçim karşıtı eylemlerde bulunuyorlar. Ama bu eylemlerin oy verme sisteminde kritik bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Daha çok insanlar artık bu durumdan sıkıldı. Buna ek olarak çoğu kişinin oy vermeye gidecek parası yok. Çünkü oy vermek için kendi doğdukları yere gitmeleri gerek. Eğer bürokratik işlemlerle politik ayrıcalıklarını taşırsan o zaman oy verebilirsin ama çoğu insan bunu yapmamakta , ve tabi ki bundan önceki seçimlerde partiler insanlara oy verebilmeleri için bedava uçak, otobüs bileti vb. Bedavaya verirlerken Bu sene böyle bir şey yaptıklarını sanmıyorum. Tekrardan söylemek gerekir ki bu seçimlerde oy vermeye gitmeyen kişilerin oranı bayağı düşük. Ayrıca son 5 senedir birçok kişi Almanya’ya İngiltere’ye çalışmaya gitti/ onların oy veremediğini de hesaba katmak gerekli.

Seçim sürecinden ve SYRIZA’nın bu süreçte nasıl bir yol izlediğinden bahsedebilir misiniz?

SYRIZA yaklaşık 8-10 sene öncesine kadar sadece 100 de 3 oy almaktaydı. Bu ilk defa parlamentoya girişleri. Diğer 2 büyük partiyi bu duruma getiren Avrupa’yla ilişkiler ve kontrol mekanizması/ Yunanistan 5=6 senedir uluslararası bir örgüt tarafından*IMF) kontrol edilmekte. Bu örgüt ekonomiyi kontrol etmek şartıyla Yunanistan’a para verdi. Liberal olanlar(sözde sosyalistler) bu anlaşmayı imzalayacaklarını ve bu örgütün kontrolünü kabul ettiklerini söyledi/ Muhafazakar parti ise 2012 seçimlerini kazandıktan sonra bu çizgiden çıkmadı ve Yunanistan’da Avrupa’nın hakimiyetini kabul ettiler. Avrupa ve tabi ki Almanya’nın Yunanistan ekonomisi planları sonucu, yarım milyon kişi işsiz kaldı, maaşlar yarı yarıya düştü. Önceden ayda 1000 Euro kazanan bir kişinin maaşı 800 Euro’ya düştü/ en düşük ücret 400 Euro’ya kadar geriledi. İnsanların büyük bölümü fakirleşti/ yıllar öncesine kadar yüzde 3 oy oranına sahip olan SYRIZA bunu değiştireceğini söyledi ve 10 sene içinde % 36 oy oranına ulaştı. Avrupa’yla müzakerelerde bulunacağını ve maaşları yüksek tutacağını vb. söyledi. Tipik solcu vaatleri. Ayrıca komünistler 100 de 5 oy alırken, faşist parti altın şafak 100 de 6,5 oranında oy aldı. Altın Şafak’ın 10 üyesi şu an hapiste. Zaten son 2 senedir birçok göçmeni bıçaklamalarına rağmen Pavlos Fyssas’ın öldürülmesinden sonra artık yeter dendi. Göçmenleri bıçaklarlarken bu kimsenin umurunda olmamıştı. Aslında Altın Şafak’ın bu tutumu sadece 2 sene değil yıllardır devam eden etmekte. Altın şafak 80’li yıllardan beri varlığını sürdürmekte/ ama bunların şu an daha bilinir hale gelmiş olması artık parlamentoda olmalarından kaynaklı. Krizden sonra sol taraf nasıl güçlendiyse aynı şey faşistler içinde geçerli. Parlamentoya girdikten sonra Nazizim’le bir bağlantıları olmadığını söylediler/ ve tabi ki bütün faşistler gibi sadece vatansever olduklarını söylediler. Ama bir kaç sene önce svastika önünde çekilmiş fotoğrafları ortaya çıktı. Parlamentoda olan neonazilerin neredeyse yarısı şu an hapiste. Çünkü hükümet onların suç çetesi olduğuna karar verdi/ ama şimdi 2=3 ay içinde duruşma olmazsa hapisten çıkabilecekler. (Yunanistan’da duruşma yapılmadan hapishanede kalabilme süresi maksimum 18 ay). Şimdi yeni hükümet SYRIZA parlamentoya girmek için yeterli çoğunluğu sağlayamadıkları için muhafazakar faşist partiyle koalisyona gittiler. Bu muhafazakar parti onlarla birlikte Avrupa kontrolüne hayır diyen(daha iyi şartlar için müzakerelerde bulunacağız diye) tek partiydi. Parlamentoya giren herhangi bir partiyle koalisyon yapılabilir/ parlamentoya girme oranı 100 de 3 ve üstü. SYRIZA koalisyonu ilk komünistlerle kurmak istedi ancak komünistler bunu kabul etmediler. Bunun nedeni de komünist partinin Avrupa Birliğinden çıkılması gerekliliğine inanmasıydı. Onlarda faşistlerle koalisyon yoluna gitti.

Anarşistler içinde de çok ufak bir grup olsa da SYRIZA’ya oy verme fikrine sıcak bakanlar oldu. Onlar SYRIZA kazandıktan sonra bu durumdan faydalanabileceklerini düşündüler. Baskılar azalacağı için kaybettiğimiz squatları binaları geri alabiliriz vb.vb. Bu yüzden oy vermeye karar verdiler.

Ayrıca SYRIZA’nın faşist partiyle koalisyona gitmesi muhtemelen parti içinde olaylara neden olacaktır. Çünkü SYRIZA PASOK’un oylarını da aldı. PASOK oyları 100 de 4 e düştü. Önceden onlara oy verenler bu seçimde SYRIZA’ya oy verdiler. SYRIZA Avrupa Birliği’nde kalmaya devam etme ama bu konuda önlemler alma fikrini savunuyorlardı.

C tipi yüksek güvenlikli hapishaneler ve bununla ilgili son zamanlarda olan bitenlerden bahsedebilir miyiz.
OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Yakın zamanda olanlara örnek olarak yazın içinde anarşistlerin de bulunduğu 4000 mahkumun C tipi hapishanelere karşı 7 gün süren bir açlık grevine başlamalarını gösterebiliriz.

Ben C tipi hapishanelerle ilgili çalışma grubundayım. Bütün bu olanların toplumdaki insanlara görünür hala getirebilmek için çalışmalar yapıyoruz ve hapishanedeki anarşistlerle iletişim halindeyiz. Şimdi onlardan sonraki aşamalarda ne yapacaklarına karar vermelerini bekliyoruz. Yeni hükümet SYRIZA aylar önce yüksek güvenlikli C tipi hapishaneler için çıkacak olan kanuna karşı çıktılar. Seçimlerden birkaç gün önce SYRIZA liderine C tipi hapishaneler hakkında ne yapacağı sorulduğunda kaçamak cevaplar verdi. Anti demokratik olduğunu söylemesine rağmen bu hapishanelerle ilgili ne yapılacağı konusunda bir şey söylemekten kaçındı. Bu hapishanelerin yapılması planlanan yerde zaten yüksek güvenlikli olmayan bir hapishane mevcut ve bazı anarşist tutsaklar ve anarşist olmayan tutsaklar buraya götürülmeye başlandı. Yani C tiplerinin hazırlıklarının başladığını söyleyebiliriz. Bizde dışarıdan bu konuyla ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Bunlar burada anlatamayacağım şeyler. İçerideki insanlardan beraber bir şeyler yapabilmek için haber bekliyoruz. Birkaç gün önce anarşist tutsaklarla konuştuk ve bize hapishanedeki ana direniş yöntemlerinin açlık grevine başlamak olduğunu söylediler. Şimdi onlardan haber bekliyoruz ve gelecek habere göre kendimize yön çizeceğiz.
safe_image
Ateş Hücreleri Komplosu ve Devrimci Mücadele tutsakları ile bağlar nasıl ve bu hücrelerin toplumdaki yansımaları neler?

Ben kişisel olarak Ateş Hücreleri Komplosu ile ilgili bir şey söyleyemem çünkü onları desteklemiyorum. Onları desteklemem de tamamen benim kişisel seçimim. Bu iki silahlı örgüt arasında gözle görülür farklılıklar var. Toplumla olan ilişkileri üzerinden anlatırsam, devrimci mücadelenin yazılarına baktığımızda her zaman toplumla bağlarının güçlü olduğunu görürüz. Bence bütün anarşist hareket toplumun içerisinde olmalı çünkü sonunda devrimi yapacak olanlar onlardır. Buna yolu açmak açısından da bu önemlidir. Diğer taraftan Ateş Hücreleri’nin toplum hiç umurlarında değil, ve onlara göre toplum zaten ölmüş ama bunun farkında değiller bu nedenle toplumla bağ kurmaya ve onları beklemeye gerek yok. 3 sene kadar öncede anarşistlerin ve işgallerin umurlarında olmadığını çünkü hepsinin reformist olduğunu söylediler. Sadece silahlarla kendilerinin direneceğini ve anarşist hareketin ve toplumun kesinlikle umurlarında olmadığını söylediler. Bu nedenle anarşist hareketin çoğunluğu onlara eğer bu şekilde devam etmek istiyorlarsa bunu kendilerinin bileceğini ama bu durumda biz onlara destek vermeyeceklerini ve onlarla dayanışma içinde olmayacaklarını söylediler. Bu devrimci mücadele açısından böyle değil. Onlar söz konusu olduğunda birçok kişi eylem yapıyor, Maziotis ve Devrimci Mücadele için sokaklara çıkıyor. İki grup arasındaki en önemli farkın bu olduğunu söyleyebilirim. Son olarak da ateş hücreleri komplosunun hapishanede `17 KASIM` üyesi arasında geçenleri anlatabilirim. 17 Kasım üyesi tutuklandığında (hapishaneye giriş çıkış izinli olarak) Ateş Hücreleri Komplosu üyeleri de ona kendilerini de hapishaneden kaçırabileceğini söylediler. 17 Kasım üyesi bunu sağlamaya çalışırken yakalandı. Ve bu nedenle hapishanede 2 kere dayak yedi. Bir tanesi bugün. Benim kişisel fikrim olara şiddeti bir amaç için kullanmalıyız. Şiddeti amaç haline getirmemeliyiz. Ateş hücreleri komplosu bu olaydan öncede başka bir politik tutukluyu onlarla karşıt fikirde bir makale yazdığı için bir kolunu ve bacağını kırmışlardı. Bence şiddet, başka bir politik tutsağa saldırmak için değil, kendini savunmak ve otoriteye saldırmak için kullanılmalı. Bu nedenlerle ben ve anarşist çevrenin çoğunluğu ateş hücreleri komplosuna desteklememeyi seçtik. Ama tekrar söylüyorum bu benim kişisel fikrim, başkalarıyla konuştuğunuzda başka şeyler duyabilirsiniz.
48-hour-strike-greece-crop-67
Türkiye ve Kürdistan’da anarşistler ve devrimciler arası ilişklilerle Yunanistan’daki Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerle anarşist hareket arasındaki ilişki konusunda ne düşünüyorsunuz?

Benim fikrimce Yunanlı komünistler en kötüleri, 3 sene önce Atina’daki çatışmalar sırasında komünistlerin parlamentoyu koruması ve sonrasında çıkan kavgalar vb. Ama bu anarşistler ve komünistler arasında yaşanan ilk çatışma değildi tabi ki. Selanik’te, Atina’da her yerde bu böyle. Ama bunlar daha çok Stalinistler. Bunların dışındaki anti-otoriter karaktere sahip komünist grupların anarşistlerle daha fazla bağlantıları var, eylemlerde aynı şeyleri savunuyorlar ve organize olma şekillerinde de benzerlikler var. Ama bunların sayısı bir elin parmağını geçmez. Bizler anarşist onlar komünist olsa da sokaklarda çoğu zaman beraberiz ve düşmanımız aynı. Bazı az öneme sahip konular üzerinde anlaşabiliyoruz. Ama dediğim gibi bu kişiler çok az sayıda.
knat-amerikaniki-presveia
Türkiyeli komünistlerle ilgili olarak da, bence Yunanistan’daki anarşistlerin çoğu onları Stalinistler gibi değil anlattığım az sayıda olan ikinci türdeki komünistler gibi görüyorlar. Bence çoğu kişi Türkiye`deki şartlara bakarak, faşist Erdoğan’ın ne isterse yaptığını bildikleri, ve birçok kişinin bu baskılara karşı direndiğini gördükleri için politik farklılıklardan önce Türkiyeli komünistlerin tutsak olmalarına, polisten dayak yemelerine, Türkiyeden kaçmak zorunda kalmalarına ve bir bir kavga ve mücadele içinde olmalarına bakarak bu direnişlerine saygı duyuyorlar. Bunlara bakınca parlamentoyu koruyan yunan anarşistlerine ne tür bir saygı duyulabilir ki? Atina’yla ilgili bu konuda bir şey diyemiyorum çünkü Selanik’le karşılaştırıldığında Atina’daki anarşistlerin sayısı çok fazla. Selanik’te 15-20 senedir yaşayan Türkiye’den gelmiş olan komünistler var ve bunların anarşistlerle bağlantıları var.

Ve kendi söylemleri de anarşistleri kendilerine daha yakın gördükleri yönünde.( Devletle olan ilişkileri ve bunun gibi şeyler üzerinden yola çıkarak) belki de bütün bu nedenlere bakıldığında Türkiyeli komünistlerin Yunanistanlı anarşistlere sempati duyarken Türkiyeli anarşistlere aynı duyguları beslememesinin nedenleri anlaşılabilir. Buradaki komünistler parlamentoda, herkes parlamentoya girmeye çalıştığında parlamentoyu korudular, sürekli anarşistlere fiziksel saldırıda bulunuyorlar, anarşistleri yakalayıp polise teslim ediyorlar, aslında çoğu zaman devlet kurumunun bir parçası gibiler. Ayrıca 2008’den sonra Yunanistan’da Atina’nın ve diğer şehirlerin nasıl yandığını bütün dünya televizyonlardan izledi. Ve insanların kafasında Yunanistan’daki anarşistlerin çok güçlü olduğu fikri oluştu. Ancak son yıllarda polis baskısında büyük bir artış var, burada Selanik’te eylemler geçmişe oranla artık daha az agresif karaktere sahip. Atina’da durum daha farklı. Oradaki anarşistler daha agresif/ belki daha iyi organize oldukları içindir. Benim Yunanistan’da iyi bulduğum nokta, anarşistlerin Yunanistan’ın birçok bölgesinde organize olmaları. Bazıları okulları 1920-30 yıllarında ispanya da ki okullara benzetmekle uğraşmakta, diğerleri de başka şekilde işler yapmakta. Anarşistler burada Selanik’te yeni yapılanmalar da organize etmekte. Yaptığın şeyde gelecek olduğuna inandığın için şu an bir şeyler yaparsın. Sadece şimdiki zamana odaklı işler yaparsan bunun gelecekte varolup olmayacağını bilemezsin.

One comment on “Yunanistan seçimleri sonrası Selanikli anarşistlerle yapılan röportaj (27 Ocak 2015)

  1. Anonim dedi ki:

    Arkadaş, haber iyi güzel de belli ki kimse anlatım bozukluğu var mı yazım hatası olmuş diye bakmamış!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code