Nikos Maziotis’in tutuklanmasından sonraki ilk röportajı

maziotis2“Nikos Maziotis’in tutuklandıktan sonraki ilk röportajı” Efimerida ton Sintaktion isimli Yunan gazetesinde yayınlandı.

-Devrimci Mücadele isimli silahlı bir anarşist örgüt üyesisiniz. Niçin silahlı mücadeleyi bir eylem biçimi olarak seçtiniz?

-Silahlı mücadele sosyal devrim için bütünleyici bir parça. Devleti ve sermayeyi yıkmak için devrimci hareketin bütünleyici bir parçası. Silahlı mücadele ve hareket arasında ayrılmaz bir bağ var, gerçek devrimciler hedeflerine ulaşmak için silahlı mücadele alanını kapsamalılar. Tarih boyunca silahsız hiçbir devrim başarıya ulaşamamıştır. Silahlı mücadele ya da diğer anlamıyla, silahlı propaganda, mücadele için çok güçlü bir araçtır ve onun verdiği politik mesajlar çok güçlü olabilir. Bununla beraber, eylemlerimiz, ne istediğimiz ve ne amaçladoğımız konusunda kapsamlı bir kavrayışımız da var. Devrimci Mücadele olarak biz inanıyoruz ki, silahlı eylemlerimiz sosyal sınıf ve halk tabakalarına yayılıyor, onlara sosyal devrimin gerekliliğini, sermaye ve devletin yıkılacağını gösteriyor.

Bugün, özellikle Yunanistan’da, emperyalist sermayenin azgın saldırısıyla, Troyka ve Yunan devletinin sosyal politikalarda tam bir soykırım uygulaması nedeniyle, silahlı mücadele her zamankinden daha gerekli. 2009’da, krizin başlangıcında, krizin sıradan bir finansal kriz olduğu düşünülürken, borç krizi denilirken, bizim bakış açımıza göre Yunanistan’da devrimci bir rüzgar başlatmak için mükemmel bir şanstı. Çünkü; bu krizin önemi neo-liberal birliğin sonu olması ve bu birliğin kitlelerin gözünde ekonomik ve sosyal meşruluğunu yitirecek olmasıydı. Bu şartlar altında, rejimi hedeflediğimiz silahlı eylemler sonucu sistemde domino etkisi olacak, bütün sistem içerisindeki denge riske girecekti. Ekonomik ve politik globalleşme önmli ölçüce ilerlediğinden beri, bununla beraber sistem içerisindeki birbirine bağlılık arttığından, bize göre silahlı mücadeleyi yükseltmek her zamankinden önemli. Sadece politik olarak birleşmek gerekli ve mümkün, ama aynı zamanda sistemin problemlerini ve çatışmalarını göstermek ve onun sonuçta çöküşünü hazırlamak kritik ve hayati. Ama bu silaha başvuran bir devrimci hareketi gerekli kılıyor.

-2010’da tutuklandığında Devrimci Mücadele’nin bir parçası olarak politik sorumluluğu kabul ettin. Politik sorumluluktan kastın ne?

-Silahlı bir örgütün savaşçısı ve üyesi olarak ne olduğum çok açık. Ait olduğum örgütü savundum, organizasyonumuzu ve saldırılarımızı savundum, IMF, Yunan Hükümeti, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası birliğini, Yunan sermaye cuntası ile devlet işbirliğini hedef alırken polisle silahlı çatışmada öldürülen Lambros Foundas’ı savundum. Bu yeni tiranlık, uluslar arası ekonomik ve politik elitler, ekonomik kriz fırsatıyla çıkarlarını tüm dünyaya dayatmak istiyorlar. Bu durumda biz üzerimize düşeni kabul ediyoruz. Biz kendimizi kurtarmaya çalışmıyoruz. Politik sorumluluk almak bizim için; seçtiğimiz kolektif bir karar, kişisel değil. Devam edecek tutuklamalar bu kolektif kararımızı bozamayacak, tutuklanmayanlar savaşa devam edecek, ve proletaryanın karşı saldırısının gereğinden bahsetmeye, sosyal devrime giden yolun genel grevler ile kitlesel gösterilerden geçtiğini -tıpkı 2010-2011’de Memorandum’a(IMF’nin Yunanistan’ı krizden kurtarma planı) karşı olduğu gibi- söyleyeceğiz. Aynı tavrı mahkememizde de gösterdik. Politik sorumluluk almadan göstereceğimiz davranış, prensiplerimize ve ideallerimize ihanet olurdu. Lambros Foundas gibi düşenlere de saygısızlık olurdu.

-Silahlı eylemlerin baskıya yol açtığına dair görüşleri nasıl yanıtlıyorsun? Örneğin Christodoulos Xiros’un hapishaneden kaçmasından sonra, hükümet silahlı devrimci örgütler için düşünülen C tipi hapishanelerin (yapımını) hızlandırdı.

-Özgürlük mücadelesi karşısında devletin ciddi bir tepki vermeyeceğine inanmak saçma. Mücadele; sosyal devrim için, devletin ve sermayenin yıkılması için, bir pusula. Şurası kesin ki klasik suç kodları ve düşmanın yasaları ile hareket edilemez. Silahlı mücadele, yasalar ötesi eylemler benimsenmeli. Özgürlük ve devrim mücadelesinde, sınıf savaşında ve sosyal savaşta, kan dökülebilir, ölümler olabilir, hapislikler yaşanabilir, özel anti-terör yasaları ve özel hapishaneler silahlı örgütler için açılabilir. Christos Kassimis, Christos Tsoutsouvis, Christopher Marino, Lambros Fountas devrim için ellerinde silahları ile mücadele etmenin bedelini canlarıyla ödediler. Diğer tarihsel örneklere bakarsak, Yunanistan’daki ELAS ile Demokratik Ordu gerillaları ve diğer Avrupa veya Latin Amerika’nın silahlı örgütleri, örneğin Tupamarolar, Kızıl Tugaylar, Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) üyeleri, Doğrudan Eylem örgütü üyeleri ve Türkiye’deki silahlı örgüt üyeleri gibi. Ödedikleri bedeller silahlı çatışmalarda, açlık grevlerinde ve yıllarca tutuldukları hapishanelerde ölmek oldu. Seçimimi yaptığımdan beri ödeyeceğim bedelin ya yıllarca cezaevinde kalmak, ya da devletin köpekleri ile savaşırken ölmek olduğunu biliyordum. Monastiraki’de öldürülebilirdim. Bu her zaman olabileceğini bildiğim birşeydi. Mücadelenin bedelleri ve sonuçlarının böyle olması devrimden vazgeçip bırakacağımız anlamına gelmiyor. Kaybedilmiş tek dava uğruna savaşılmayandır. Bu bedeli ödemenin bir de diğer tarafı var: örneğin düşman, pek çok polis silahlı devrimci gruplar tarafından ödürüldüğünden beri onlara yüksek maaş veriyor, bu da patronların köpekleri olarak ödeyecekleri bedeli gösteriyor. Aynı şey politikacılar, hakimler ve iş adamları için de geçerli.

Bu Ocak 2009’da Exarchia’da Alexis’in öldürülmesine misilleme olarak, üç polise karşı Kalashnikovlar ile yaptığımız, sonuç olarak Adamantios Mantzounis isimli polisin ağır yaralandığı eyleme dair savunmamdı. Mantzounis polis olmanın bedelini ödedi ve o zamandan beri polislik yapmıyor. Bu bağlamda silahlı eylemlerin baskıyı arttırdığı önermesine cevap olarak silahlı eylemlerin azgın polis şiddetine karşı bir hamle olduğu söylenebilir.

Silahlı eylem karşıtı popüler olan bir görüş de, sistem ve eylemcilerin bunu bir kan davası haline dönüştürebileceği. Böyle düşünen kendisine savaşçı ya da anarşist diyen birisine önerim sistemin legalitesi içerisinde davranması, bir parlemanto partisine girip sisteme katılması ve anarşist ya da devrimci gibi davranmayı bırakmasıdır. Devleti yıkmak için savaşmak normaldir. Asıl endişelenmemiz gereken şey bütün bunları yaptıktan sonra devletin bizi takip etmemesi(saldırmaması) olurdu ki bu bizi bir tehlike olarak görmediği anlamına gelirdi.

-2012’de Devrimci Mücadele davası hala devam ederken, sen ve Paula Roupa kefaletinizi yakıp yeraltına çekilmeyi tercih ettiniz. Neden böyle davrandınız?

-Yeraltına çekilmeye 18 ay boyunca hakkımızda kesin bir suçlama olmadan tutuklandıktan sonra salıverilmemizden sonra karar verdik.Bliyorduk ki 25 yıl hapis cezası alacaktık, bunu sakince kabullenemezdik. Yer altı kararı aldığımızda mahkeme süreci iddianamedeki tanıkların örgütle bağlantısını sorgulamayı bitirmişti. O dönemlerde uzun sürecek bu savaş için tek tek örgütün organizasyonunu düzenledik. Böyle yaparak mahkememzi Devrimci Mücadele’nin, silahlı eylemin ve sosyal devrimin savunulduğu bir forum haline getirdik. Mahkemede bir tür “özür” nitelikli bir ifade beklediler fakat biz politik duruşumuzu ve başlangıçtan beri tüm eylemlerimizi sahiplendik.

Yeraltını seçmemizin çok açık bir amacı vardı: “Özgür olmak, silahlı mücadeleye devam etmek, sosyal devrim zorunluluğu için kavgaya devam etmek, muhtıra rejimine karşı silahlı proletaryanın ve onun saldırısının gerektiğini savunmak, Troyka’ya, Avrupa Birliği’ne ve Avrupa Merkez Bankası’na, azgın emperyalist sermayeye karşı savaşmak için.”

Devletin ve sermayenin yıkılması için mücadelenin sürmesi, liberter komünizm ve anarşi için yeraltını seçtik.

Yeraltına inmemizde önemli bir etken de, çocuklarımızın büyürken bizi demir parmaklıklar ardında görmesini istemememizdi. Bununla beraber 10 Nisan 2014’te IMF’nin Yunanistan’daki ikametgahı olan, Americis Caddesi’ndeki Yunanistan Bankası eylemi de, Devrimci Mücadele’nin yeniden aktif olduğuna dair verilmesi gereken bir mesjdı. Bir Devrimci Mücadele üyesi olarak bu eylemin politik sorumluluğunu üstleniyorum.

-Monastiraki’deyken tutuklamadan kurtulmak için kalabalığın üzerine ateş açtınız. Sonuç olarak iki turist hafif yaralandı. Bunun hakkında ne diyeceksiniz?

-Öncelikle hafif yaralansalar dahi o iki turistten özür diliyorum. Devrimci Mücadele olarak bizler, sivillerin zarar görmesini önlemek için önlemler alıyoruz. Gelişigüzel bombalama eylemleri ile insan hayatını tehlikeye sokmak hakkında örgütümüzün davasında suçlandık ancak temize çıktık. Mahkemede uzun süren savunmalarımız sonucu hakkımızdaki pek çok cinayet iddiası düştü, yalnızca 2009’da Exarchia’da örgütün üç polisi vurduğu, Alexis’in intikamı için yapılan eylem hariç.

Voulgarakis davasında, bu alçağın öldürülmesi eylemi iptal edilmişti çünkü birinin bombayı bulma şansı vardı. Bu esnada patlasaydı dahi oradan geçen hiç kimse olmayacaktı, hatta TEEM’deki polislere bile zarar vermeyecekti.

Sintagma Meydanı’ndaki Ekonomi Bakanlığı saldırısında, hafif iki sivil yaralandı. Mahkeme polisin iki defa anons yapmasına rağmen alanı boşaltamadığını ve sivillerin hayatını riske soktuğunu kabul etti. Birkaç polisin gafı yüzünden, polislerin bu olayda yanlış tepki verdiği ortaya çıktı ve hükümet burada yaralanan bir kadına tazminat ödemek zorunda kaldı.

Yunanistan’daki Amerikan Büyükelçiliğine göre Devrimci Mücadele’nin insanlara zarar vermemesi bizi daha tehlikeli kılıyor. Tarih kanıtlamıştır ki biz her zaman hedefimiz olmadıkça sivillere zarar vermemeye dikkat ettik.

Monastiraki’de, polis raporlarına göre, yaralanan iki turistin de seken şarapneller ile yaralandığı, silahla doğrudan vurulmadığı yazıldı. Vurulan insanların yaraları bacaklarındaydı, bu da ateşin aşağıdan açıldığını gösteriyordu. Bu insanları hedef dahi almamıştım. Durum böyleyken nasıl bu insanları öldürmek amacıyla ateş açtığım söylenebilir? Burada ikiyüzlülük artıyor. Eylemlerimizin üçünde polis insan hayatlarını tehlikeye sokmuştu. Birinde Sintagma’da Ekonomi Bakanlığı’nda aptallıkları onları uzaya kadar yolluyordu. Diğerinde İş Bakanlığı önündeki özel güvenlik evsiz bir insana bombalı sırt çantasını bakanlığın kapısının birkaç basamak aşağısına taşıması için emir vermişti. Üçüncü olayda ise Borsa’ya gelen polisler oradaki güvenliğe ayrılmaları gerektiğini söylememişlerdi.

Ama polisin yanlış adamı öldürdüğü ve bunu açıklayamadığı bir olay daha var. Şubat 2010’da, Byron’da Marian Kola’yı tutuklamak için yapılan operasyonda, polis dokuz kurşunla yoldan geçen Nikola Todi’yi öldürdü. Kimse onları cinayet işlemekten suçlamadı. Kamu düzeni bakanı Chryssochoidis’in açıkladığına göre bir can kaybedilmişti ama iki kanunsuz yakalanmıştı. İnsan hayatına verdiği değer karşısında ikiyüzlülüğü ortaya çıkmıştı.

Polis öncelikle efendilerinin hayatı ile ilgilenir, kendi arkadaşlarını korur. Aynı şey politikacılar, hükümet görevlileri ve kapitalistler için de böyledir. Sadece kendi sınıflarını önemserler, yaşamın diğer kısımları ile ilgilenmezler. Beni ölümle suçlayan insanlar; aynı zamanda soykırım politikasını kabul ederek toplu ölümlere -4000 intihara- neden olan, insanların parasızlıktan hastanelerde ölmesine, yiyecek Bir şey bulabilmek için insanların çöpleri karıştırmasına neden olanlardır. Milyonların işsiz kalmasından sorumlu olanlardır, tüm halkı fakirleştirenlerdir.

-İki silahlı banka soygunu ile suçlanıyorsunuz. Banka soygunlarının devrimci bir eylem olduğunu düşünüyor musunuz?

-Bu koşullar altında, yırtıcı ekonomi merkezlerinden kamulaştırmak devrimci eylemlerin politikası olarak düşünülebilir. Tarih boyunca ekonomik kamulaştırma gerilla savaşının bir parçası oldu. Tarihteki tüm gerilla örgütleri, örneğin Tupamarolar, Kızıl Tugaylar, Doğrudan Eylem ve RAF eylemlerini finanse edebilmek için banka soygunları yaptılar. Banka kamulaştırmaları İspanyol Anarşistleri ve Bolşevikler tarafından da yapıldı, hatta Mora Yarımadasındaki Demokratik Ordu’nun üçüncü bölüğü olan Yunan asileri, Amaliada ve Kalavrita’daki Ulusal Banka’yı 1948’deki iç savaş esnasında kamulaştırdılar.

Ama kamulaştırmalar bireysel bir seçim olduğunda, bilinçli de olsa, profesyonel bir işe dönüşür, politik ve devrimci eylemden çıkar, her ne kadar bunu eylem biçimi olarak önersek de. Politik ya da diğer türlü olsun, bu tür eylemler sıradan insanlara karşı değil, azgın finans merkezlerine yöneldiğinde; -ki bunlar insanlardan çalmaktan, kiralarını ödemediği için insanları evlerinden etmekten rahatsız olmuyorlarsa-, onlardan çalmakta bir sakınca yoktur. Kriz esnasında bankalarımız, yerel ya da ulusal düzeyde olsun, halkın fakirlik ve yoksulluğundan sorumludurlar. Kabul ettikleri sosyal soykırım politikası nedeniyle işsizlikten sorumludurlar. Kriz ile beraber sosyal refah bankaların kasalarında artmıştır. Evet, uluslar arası bankaları da unutmayalım, bunlar global ekonominin büyük parçasının kontrolörleri, endüstriyel büyüme ve ticareti elinde tutanlardır. Yunanistan’ın borcunun çoğu da bu bankalaradır.

Sonuç olarak, bu yapılara karşı yapılan kamulaştırmaları, ister devrimci politik amaçla, ister kişisel seçimle yapılmış olsun, yanlış bulmuyorum.

Bu azgın finans merkezlerine yapılan, bana ilişkin iki suçlamayla ilgili fazla detay vermek istemiyorum. Tek söylemek istediğim yeraltındayken maaşlı bir çalışan olamazdım. İçinde bulunduğum şartlar bu tarz kamulaştırmaları zorunlu kılıyordu.

-Niçin Evangelizmos Hastanesinden aceleyle ayrılmak istediniz?

– Evangelizmos’taki hastanede yatma koşullarım insanlık onuruna aykırıydı. Odamda 24 saat boyunca kontrgerilla biriminden birisi oluyordu, ışıklar da 24 saat boyunca “güvenlik gerekçesi ile” yanık tutuluyordu. “Güvenlik gerekçesi” elbette, bana taktıkları katateri çıkarmaya geldiklerinde, polis müdürünün emri ile, sol elimi yatağa kelepçelediler. Benim tepkim ise bana damlalıkla verdikleri antibiyotikleri tükürmek ve doktorlara hiçbir tedaviyi kabul etmediğimi söyleyip, açlık grevine gireceğimi söylemem oldu. Bu “güvenlik gerekçeleri” ile tuvalete gittiğimde kapı tamamen açık durmak zorundaydı, her hareketim izleniyordu. Eklemek istiyorum ki, koluma yapılan operasyon esnasında bile EKAM(Yunan anti-terör polis birimi) üyeleri kamufle olarak oradaydı. Ameliyat başlayıp anestezi verilmeye başlandığında, polisin birinin doktor kıyafetleri ile orada bulunduğunu fark ettim. Bu şartlar altında hapishane-hastane olan Korydalloy’a sevkimi istedim.

Tecrit bu hastane-hapishanede de dayatılıyordu. Bu şiddet bana kesin bir biçimde uygulandı. İki gün boyunca hücrede tecritte kaldım, ta ki hapishane müdürü ve yöneticileri durumumu gözetim altında tutmaya çevirene kadar. Sonuç olarak, telefondan en az on metre uzaklıkta olmak üzere günde dört saat hücreden koridora çıkmama izin var. Ancak tecrit hala sürüyor, diğer tutsaklarla iletişime geçmem yasak ve onların kullandığı hapishane mahkemesini kullanamıyorum.

-Devrimci Mücadele’nin topluma etki edebildiğini düşünüyor musunuz?

-İnanıyorum ki, eğer silahlı devrimci örgüt halkın ve toplumun sorunlarını hedef alır, eylemleri zalimlere ve sömürgecilere karşı, onları soyan, öldüren ve sefil hale düşürenlere karşı olursa, medyanın beyin yıkayan propagandalarına rağmen -”örenğin silahlı örgüt üyeleri anti sosyal suçlu canavarlardır” gibi- toplumun büyük kısmı silahlı asi örgütleri destekleyeceklerdir. Nitekim, Devrimci Mücadele’nin eylemleri bu karakterleri taşıyor, inanıyorum ki toplumda bir etkisi var. İnanıyorum ki pek çoğu Kalashnikovlar ile silahlanıp halkın cellatlarını yok edecek. Ama bunun için devrimci bir hareketle onları organize etmelisiniz. Devrimci Mücadele’nin etkisine devletin başımıza iki milyon euro ödül koymasından da anlayabilirsiniz. Bunlardan birisi benim diğeri de Paula Roupa, eşim. Eğer devlet bütün yaptığımız eylemlerin halka ve işçilere karşı yapıldığına insanları ikna etseydi, hakkımızda alçakça fetva yayınlamaz, ihbarcıya para vaadetmezdi. İhbarcılık ve dedikodu için para almak ne kadar alçakça. Ancak şu da bir gerçek ki 1944’te Almanlar Atina’yı terk ederken tüm muhbir ve ihbarcıları infaz ettiler.

Kimin halk tarafından kabul edildiği gerçeği ortadadır. Ben, Maziotis, 2011’de özgür kaldığımdan bu yana, sokaklardaydım ve insanların içinde yaşadım. Diğer taraftan Samaras, Venizelos, Papandreou, hükümetin bakanları, parlemento üyeleri, para ile seçilenler, o sokaklarda silahlı eskortlar ve korumlar olmadan gezemiyorlar.

-Eğer buradan Paula’ya mesaj gönderebilecek olsaydınız, bu ne olurdu?

-Ona demek isterdim ki, iyiyim ve moralim yüksek. Özgür kalmayı sürdür ve oğlumuzu büyüt. Buna rağmen yakalansan da, mücadele sürecek.

Çeviri: Hakan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code