Anarşist toplumda “sapkınlık” ve ceza

the-purge-1Liberter bir toplumda “sapkınlık” ve “suç”un yanısıra bunlarla nasıl başa çıkacağımız sorunu biz anarşistler için merkezi bir önem taşıyor. Bu mesele üzerinde düşündüğümüzde, sadece “basit” olarak sınıflandırılabilecek itirazlara yanıt vermek durumunda kalmıyoruz, aynı zamanda da devletin, yasaların veya herhangi bir ekonomik veya ahlaki kısıtlamanın olmadığı bir sosyal örgütlenme olarak anarşist projenin genelde uygulanabilirliğini açıklamak zorunda kalıyoruz.

Şüphesiz ki, anarşist bir toplumun bazı sosyal kontrol biçimlerini kullanmaktan kaçamayacak olduğunun farkında olsak bile, süreç içerisinde anarşizmin temsil ettiği herşeyi reddetmeden, yasal veya değil, herhangi bir kısıtlayıcı kurum veya örgüte tolerans gösterilemez. Otoriterlere karşıt olarak, bizler bireyin özgürlüğünü olabildiğince yaşamasının sadece zorunlulukla ve sosyal yaşamın gerekleriyle bağdaştırmıyoruz, aynı zamanda bunun cazip ve devredilemez olduğuna inanıyoruz. Bununla birlikte, bu ilkeyi bir bütün olarak toplumun zararına korursak bizim açımızdan bir hata olurdu.

Her toplumun kendi “anormalleri” vardır ve anarşist toplum istisna değildir. İnsan topluluğunun korunması bir görev değilse eğer, en azından bir haktır, o halde bireyler veya gruplar kendilerine yönelik gerçekleştirilecek zarar ve istismardan nasıl esirgenecekler? Özgürlük istemek -düşmanlarımız için bile-her koşulda her zaman zaruri midir? Proleteryanın kendisinden gelen düşmanlar için bile mi? “Anti-sosyal” davranışlar sergileyenlere ve “canavarlara” da mı özgürlük? Bu davranışların gerçekleşmesine müsaade etmek zaruri midir, ya da bazı yaptırımlarımız veya cezalarımız olmak zorunda olacak mıdır? Eğer öyleyse, ne türden ve hangi nedenlerden olacak?

Bunlar cevaplamak zorunda olduğumuz ama genel propaganda formüllerinin çözemeyeceği sorulardır. Liberter bir toplumu inşaa etme sorunlarını belirsiz bir sosyal devrim tarihine öteleyerek ertelemeden ele almanın yanısıra olası somut çözümleri de -kısıtlı olanları da- beraberinde getirmek zorunda olduğumuz konusunda Fabri, Malatesta ve Berneri’ye her zamankinden daha çok katılıyoruz. Bu sonuca yönelik yenilikçi bir analize girişen herhangi bir çalışma kabul edilecektir.

Yine de, bizler liberter düşüncenin yeniden onaylanmasında ve derinleştirilmesinde açık olmak gerektiğini düşünüyoruz. Ütopyacılığa karşı mücadelemizde “ultra-gerçekçilik” yoluyla esasen bugünkü sistemin sosyal sınırlamalarından farklı olmamış ve “güvenliği garanti eden” çözümler önermek tehlikeli olurdu.

Sosyal bir sorun olarak suç

“Sapkınlık” üzerine anarşist söylem, konuya bir bakış atan ama nispeten pratik çözümlerden yoksun yeni ve kullanıcı dostu perspektifler açısından zengindir. Geleneksel olarak, bu her zaman zor bir mesele olmuştur. İtalyan yazar Marconi, 1979’da (1) yayınlanan kitabında, bu konu üzerine yoldaşları arasındaki bazı muğlaklıklar ve uyuşmazlıklar tespit etti.

Genelde, liberter yazarlar bir taraftan suçun sosyal karakterini, diğer taraftan da herhangi bir zorlayıcı ceza veya yasal sistemin faydasızlığını, zararlılığını ve kısıtlayıcılığını açıklamaya çalışmakla uğraşmışlardır. Bugün, baskıcı mekanizmaların varoluşu sadece topluluğun intikamını kodlar veya organize eder. Ayrıca dayattıkları cezaya karar vererek doğal olarak suçu önleyemez veya onu ortadan kaldıramaz hale gelirler. “Anormallere” yönelik ceza, toplumu kimseyi eğitmez, aslında sosyal olarak zararlıdır da. Anarşistler için “suçun” nedenlerine saldırmanın en doğrusu olduğu aşikardır.

Suçun sosyal kökenleri olduğu için, toplum bir kez yeniden inşaa edildiğinde bugünkü koşulların yansılamaları olarak şiddet ve düzensizliğin asıl nedenleri bertaraf edilir, suç da ortadan kalkar. Sömürü ve Devletin olmadığı liberter bir toplumda, suç güdülerinin çoğunluğu yok olur. Eğer karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve işbirliğine dayalı bir toplum yaratırsak, baskının tüm kurumsal biçimleri gereksiz hale gelecektir.

“Sapkınlığın” üstesinden gelmek

Bu yaklaşımın pozitivist iyimserliği liberter toplumun kendi savunmasını küçümsemeyi karakterize eder. Bizler, “sapkınlık” sorununa bitirilememiş veya yanlış oldukları kanıtlanamamış ve tüm toplum tarafından ayıp olarak görülen davranışları sergileyen kişi veya gruplara uygulanabilecek zorlayıcı önlemlere karşı çıkılmak zorunda olduğuna inanıyoruz.

Buna rağmen, bize göre, ihlalcilerin “üstesinden gelmenin” araçları otoriterlerin kullandıklarıyla aynı olamaz. Bu her zaman sosyal yapıyı korumak açısından gerçekleştirilmelidir ve yasal veya ahlaki bir melekten gelmemelidir. Bu, toplum için ceza veya intikam meselesi değil, sadece liberter toplumun varoluşuna imkan veren koşulları koruma meselesi olmak zorundadır.

Sonuçta, bu mesele üzerine yoğunlaşan çoğu yoldaşın enformel kontrol mekanizmaları olarak tanımlayabileceğimiz bir başlangıç noktasından yola çıkarak  öncelikli olarak “sapkınlık” veya “sapkın kişinin” üstesinden gelmeye odaklandıklarını söyleyebiliriz. Bu mekanizmalar, cezalandırma ve yargılama yerine topluluğun tüm üyeleri tarafından uygulanan ahlaki baskıyı koymaya odaklanırlar, yani, suçluların yeniden topluma kazandırılmasına veya herhangi bir zorlama olmadan suçun önlenmesine müsaade eden topluluk suç kontrol yönetimine odaklanırlar.

Bununla beraber, o süreci herkese veya hiçkimseye, veya kitlelerin inisiyatif ruhuna bırakmak kesinlikle bütün olarak tatmin edici bir çözüm değildir ve bu “bazı önlemler almak” gerekli olduğunda yeterince pratik olmayan, belirsiz bir çözümdür. Bunları yürütmek kimin sorumluluğunda olacak ve hangi ölçüte dayandırılacak?

Anarşist neo-gerçekçiliğin sınırları

Eski baskıcı biçimleri bir türlü üstlenen bir mantığa dönmek, “vahşi özgürlüğü” aniden serbest bırakma fikriyle gözü korkmuş olarak kafası şeylerin gerçekliğine bağlı kalmakla meşgul olan biz anarşistler için bu çok tehlikeli olabilir.

Anarşistler için en büyük tehlike aslında fazlasını değil azını yapabildiğimizdir. Görevin boyutundan kaynaklı olarak geri çekilebiliriz ve otoriter mantığın hayal edebileceği eşsiz ve gerçekten radikal reformların zamanı geldiğinde eyleme geçmeye cesaret etmeyebiliriz. Sadece varolan yasal kurumları (polis, hapishane, yargı, iltica) yıkmak zorunda değiliz, ayrıca bazı gizli biçimlerde yeniden yapılanmamaları için çok çaba sarfetmemiz de gerekir.

Güvende olmak kaçınılmaz olarak meşru bir arzu ve temel bir ihtiyaçtır. Şu anki toplumun kendi üyeleri için güvenlik sağlayamadığından anarşistiz demek gerekli midir? Bununla birlikte, liberter bir toplumda toplumun kurucu veya yeniden kurucu rolünü teslim ettiği uzmanlaşmış ve statik örgütlerin sürdürüdülmesi veya kurulması bahanesiyle kendimizi buna inandıramazdık. Aynı şekilde, kısıtlı veya geçici olsa da, bu, insanlar hakkında dosya tutma meselesi değildir.

Yine de, anarşist bir toplum, tehlikeli ve “iflah olmaz” bireylerin üstesinden gelmek için, dışlama ya da “anormalin” tecrit edilmesi gibi göstere göstere baskıcı önlemlerin varlığını tolere etmeyecektir. “Suçluların” hakkından gelmek için gerçekleştirilen bu gibi seçenekler totaliter toplumların tipik örnekleridirler ancak saldırının içeriği ne olursa olsun bizim için akıl almazdır.

Mazinin tablosunu temizlemiş olan liberter bir toplum bile neden “sapkınlığa” karşı liberter entegrasyon metotlarını tercih etmez? Anarşist bir ağızdan hapishane veya tımarhane yerine, mesela “kapalı mekanların” önerilmesi, tehlikeli bir saçmalık olurdu.

Konfora çok yakın “kapalı mekanların” hayalinin yanısıra, Huxley’in Cesur Yeni Dünyası, bize “asimile edilemeyen” insanların katı bir şekilde kontrol altında tutulan duvarların ardında istedikleri herşeyi yapmaya özgür oldukları bu mekanların neye benzeyeceklerinin yeterince ikna edici bir tanımını vermiştir. Cehenneme giden yolun iyi niyetli taşlarla döşendiğini biliyoruz. ancak, anarşistler olarak bizler geçmişin, bugünün ve geleceğin tüm hatalarının anahtarını bulduğumuza inanıyoruz; sosyal reformculara ne olduğu onların özgürlüğe yeterince inanmamamalarıyla alakalıdır.

Ve şayet sosyal bir kontrol olmak zorundaysa, zamanın şartlarına ve zorunluluklarına göre, “serbest zaman” veya “sapkının” yeniden eğitilmesi biçiminde bile olsa, her hangi bir tecrit veya hapsetme mekanizmasına başvurmadan, zamanında ve parça parça olmalıdır. Hatta, “sosyal terapi”, genelleşirse birey için büyük bir manipülasyon riski taşır ve bir seçenek olarak değerlendirilemez. Cezaya dayalı terapi ile sosyo-ahlaki bir karakter arasında çok nitelikli bir fark yoktur.

Bununla beraber, böyle bir yaklaşımın meseleyi tetkik etmekten uzak olduğu açıktır. Yarın veya sonraki gün anarşist bir topluma sahip olmayacağımız için, “suç” fikri onu yaratan burjuva koşullarıyla birlikte ortadan kalkmak zorundadır. Gelecekteki toplumun dahili veya harici bozulmalarına karşı savunma metotlarını önceden göremediğimiz gerçeği devrimin ayakta kalması için gerçek bir tehlikeyi ortaya çıkarıyor.

Deli kimdir?

Ne olursa olsun, bizler anarşist toplumda “sapkınlık” üzerine gerçekleşen bir tartışmada alınacak uygun önlemleri hayal etmekten önce, kavramın kendisinin analiz edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu önlemleri kime ve ne için uygulayacağımızı kendimize sormak zorundayız. Sahiden, sınıfsız, devletsiz bir toplumda “sapkın” veya “suçlu” ne anlama gelir? Neye göre “sapkın” ve “suçlu?

Bir hareketin veya davranışın “sapkınlığının” çoğunluğun sahip olduğu değerleri ihlal ettiği noktadan itibaren belirlendiğini unutmamamız gerekir. Anarşistler eski rejimin sevgi dolu anısını sürdüren ve liberter sistemi reddeden birisine yaptırım uygulamalı mıdır? Tabii ki, hayır! Aslında, güvenlikten, toplumun öz-savunmasından ve bunu sağlayan araçlardan bahsettiğinde, yoldaşlar sadece anti-sosyal davranışlara odaklanırlar. “Sapkın davranışlar” arasında sosyal hayatın zorunlu koşullarına doğrudan saldıranlar ve ayıp olarak değerlendirilebilecek olanlar vardır. Anti-sosyal eylemleri ve tehlikeleri oluşturanı tanımlamanın ne kadar zor olduğunu önemle belirtmek zorundayız.

Toplumun çıkarlarının risk altında olduğu ve uygun yanıtın o toplumdan gelmesini gerektirmesinin ötesinde topluluğun diğer üyelerine verilen minimum seviyede bir tür zarar (cinayet veya tecavüz gibi tanım olarak anti-sosyal davranışlar) ve eşik vardır. Ancak tarih bize bu basit şiddet eşiğinin az çok genişleyebileceğini öğretir. Maalesef, kendi içerisinde anti-sosyal olan eylemler yoktur ve canlı varlıklara veya kamu malına doğrudan ve gayri meşru olarak şiddet uygulanmasının uygun olmayan bir hareket ölçütü olduğuna inanmak gibi “sapkın” davranışlara sınır çizmek mümkündür.

Anarşist toplumda güvenlik problemi sadece sadist canavarlarla nasıl başa çıkılacağını bilmekle ilgili değildir. Herşeyden önce, bunlar az bulunurlar ve her zaman ısırmazlar! Her halükarda, bunlarla başa çıkmak uzmanlaşmış bir grubu gerektirmeyecektir.

Her toplumun hak ettiği canavarlara sahip olduğunu da unutmayalım.

Bunun gibi meselelerin üstesinden gelmek basit görünüyor. Güvenlik problemi liberter toplumun kendisini kurma çabalarından ayrılamaz. Zamanla değişen bu dinamik problem konumuna göre çeşitlilik gösteren yanıtları gerektirecektir. Ama konumuzun sınırları içerisinde kalmak adına, bu kavramlara uyanların gizli kötü alışkanlıklarının mükemmel bir liberter toplumun çatışma ve “sapkınlık” yaratann “nesnel” nedenlerden tamamen bağımsız ve herkese uyumlu olarak varolabileceği hipoteziyle nasıl başladıklarının önemini belirtelim.

Bizler sapkınları, tamamen “dengesiz” anti-sosyal davranışlar gerçekleştiren ve kendileriyle ve çevrelerinyle çeliştikleri nedenleri netleştirmemiz gereken insanlar olarak tahayyül ederiz.

Bu bakış açısına göre “sapkınlar” kuraldışı olanlardır ve toplumun onlara göre muamele etmesi “makul” ve zaruridir.

Yine de bu gibi soyutlamaları temellendirmeye dayanan bir muhakeme bizim için çok anlam ifade etmiyor ve bize “dışlamanın” yanlış dikotomisini veya “sapkınlara” sınırlı biçimlerde muamele etme konusunda yardımcı olmuyor.

Özgürlüğün kumarı

Her toplumun kendi “anormalleri,” mücadeleleri, şiddeti vardır ve anarşist toplum da kendi hissesine düşeni alacaktır. Sırf zorlayıcı olmayan önleyici eylemleri tahayyül edemiyoruz diye “suç” olmayan mükemmel bir toplum görüşüne dayanan bir başlangıç noktasından hareket etmenin netice vermeyeceğine ve tehlikeli olacağına inanıyoruz.

“Sapkınlık” yeniden azar azar içine çekmenin mümkün olabileceği bugünkü çelişkilerin sadece tortusudur. Bizler Proudhon gibi çatışmanın, uzlaşmazlığın veya “kötünün” otomatik olarak ister istemez yok olmayacağı ve liberter ve eşitlikçi sosyal ilişkilere karşı işleyen bir şey olarak görülebileceği, görülmesi gerektiği konusunda ikna olmuş durumdayız.

Aksine, anarşist bir toplumun belirli bir noktaya kadar “sapkınların” oluşturduğu bir toplum olarak tahayyül edilebileceğine inanıyoruz çünkü anarşist toplum sözümona liberter yapılarda kendi üyelerinin pasif katılımına dayanmaz. Çeşitliliğin sınırı aşması ve değerlendirmesi hem itici güçlerdir hem de tüm liberter sosyal dinamiklerin özüdür—”normların” dışında olanların dışlandığı ya da marjinalleştirildiği değil onlarla birlikte yaşayan bir toplum. Dahası, genelleşmiş “sapkınlık” üzerine kurulmuş olduğunu söyleyebiliriz. Buradan hareketle, anarşist toplumda anormalliğe karşıt olarak suçun normalliği hakkında konuşabileceğimize inanıyoruz.

Bu, elbette ki, herhangi bir garanti olmayacağı ve herşeyin herkesin insafına bırakılacağı anlamına gelmiyor. Ancak toplumun öz-savunması ve onun yasal teamül hakkı özgür ve sadece gönüllü taahhütlerle başa çıkmayan alanlarla kısıtlı değilse tasarlanabilir.

O zaman bu herkesin haklarını ve sorumluluklarını ortaya koyacak veya belirleyecek sözleşmeye dayalı ve federatif temeller üzerinde yükselen bir tür yaşam biçiminin savunması meselesi olacaktır. Anlaşma veya sözleşmeler ahlaki yargılamaları içermeyecektir ve zararın cezai karşılanması ilkesi yerine gelişmemiş bir sözleşme hakkını yaratmak mümkün olacaktır.

Özgürlüğün kendisi toplumun tek öz-denetim kuvveti olacaktır. Biz ötekiler, anarşistler, özgürlüğün riskini alıyoruz.

Groupe Anarchiste Paris XVè (Paris 15. Bölge Anarşist Grubu)

(1) Pio Marconi, La Liberta selvaggia Padova,1979.

(Bu metin “Ras les murs” (Duvarları Yok) adlı bir radio libertaire yayımında başlatılan bir tartışmanın girişiydi.)

Fransızcadan çeviren SonofTomJoad, Ottawa, Ontario, Kanada
Original @ http://increvablesanarchistes.org/articles/1981_2000/deviance_prison.htm

Kaynak: Infoshop.org

* Bu metin, Sosyal Savaş Dergi’nin 3. sayısında yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code