Mevcut çatışmadaki rolümüz – Alfredo Maria Bonanno

000‘1976-78’de İtalya’da Silahlı Mücadele’den, Elephant Editions

Mevcut tarihsel durumu, toplumun geniş bir kesiminin kendilerini gittikçe artan bir illegalitenin içinde buldukları bir durum olarak görüyoruz. Milyonlarca işsiz genç ve toplumun kıyısında köşesinde bulunan insanların hayatta kalmak için her türlü aracı kullanmaya hakkı var: binlerce kadın merdiven altı ameliyathanelerde kürtaj olmaya mecbur bırakılıyor; işçiler sabotaj, işe gitmeme ve üretim boykotları gibi bireysel direniş biçimlerini hayata geçiriyor; sistemin toplama kamplarında (özel hapishaneler, psikiyatrik hastaneler vs.) ayaklanan insanlar var; proleter işgalciler yıllarca kiralarını ödemiyor; etnik topluluklar kimliklerini geri istiyor; ‘holiganlar’ metropol gettolarınında kalabalıklaşıyor; ve daha bir çoğu.

Tüm ezilenlerin kapitalizmin totaliter dönüşümü sürecinin ortasında kendi varoluşlarını yaşayan çelişkiler olarak dayattığı gerçeği, Devlet için illegalitenin uygun görülemez bir biçimini teşkil eder. Devletin buna yanıtı, gaddar baskıcı araçlardan oluşan tüm mühimmatı kullanarak herhangi bir şekilde bertaraf etmektir.

Bizler, görevimizin, bu kitle illegaliteryanizmini, Devletin daha iyi koşullar/reform/kontrol gibi diyalektik bir iddiayla artık sönümlendiremeyeceği genelleştirilmiş bir isyan durumuna dönüştürmeye çabalamak olduğunu düşünüyoruz. Bunu gerçekleştirmek için tek bir yol var: her birimizin hassas yapı ve karakterlerde tayin edilebilir bir düşmanı olduğunu ve bu düşmanın ele geçirilemez olduğunu eylemlerle göstermek. Bireysel isyanın kendisini kolektif isyana yani bizi baskıdan gerçekten kurtaran isyana dönüştürebileceğimizi eylem yoluyla göstermek zorundayız. Bunun Devlet şiddetine karşı kısıtlı savunma mantığının ötesine geçmek anlamına geldiği şimdi bize daha net görünüyor. Bu, insanların kendilerini savunmaları için kendi niyetine boyun eğdiren bir sömürü sistemine maruz bırakılan herkes için içgüdüseldir ve aslında herkes bu veya şu şekilde böyle yapmaya çalışıyor. Kendilerini iktidarın bilinçli işbirlikçileri yapan veya bu savunmayı ‘daha duyarlı’ olan diğerlerine havale edenler mevcuttur.

Bilinçli devrimciler olduğumuzu iddia ettiğimiz bizler, kendimizi bununla sınırlayamayız. Devlete saldırmak zorundayız ve saldıracağız. Üstelik, bizler sonrasında onu ele geçirmek için değil, onun tüm biçimlerini ve gerçekleşme ihtimalini yok etmek için saldırıyoruz.

Anarşizmin yaratıcı özü bu yıkım işinde mevcuttur: onun hiyerarşik mekanizmalarına beklemeksizin saldırarak ve bertaraf ederek, bizler aynı zamanda toplumun liberter işleyişi için bir öncül yaratmış oluyoruz. Bizler başkalarını kandırmaya çalıştığımız bir adalet sistemi olan eski bir toplum modeli önermiyoruz, aksine bizler iktidarın ve onun hizmetkarlarının zorla dayatmalarından özgür, herkesin kendi eylemlerine doğrudan doğruya karar verebildiği koşulları yaratmak istiyoruz.

Mücadelenin bazı araçlarının sadece devrimci hareketin belirli kesimleri tarafından değil, bir veya birden fazla örgüte ya da bir takım baş harflere hiçbir şekilde indirgenemez olan tüm bir proleterya hareketi tarafından kazanıldığına inanıyoruz. Kendi fıtratımızda sahip olduğumuz araçların mücadelenin bu şartlarına hitap etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

..Bu noktada, kazanılmış olması amacıyla aracı değiştirmeye önem vermemeliyiz. Mücadeledeki silahlı ve illegal pratiğin kendi içinde bir nihai amaç olmasına ve her zaman geçerli, o nedenle değişmez, mutlak, kendine yeterli ve herşeye kadir olduğunun kanıksanmasına müsaade etmemeliyiz…Geliştirmekle ilgilendiğimiz Devlet karşıtı şiddet pratiği, sadece adı çıkmış Hıristiyan Demokratları ayaklarından vurmakla tanımlanamaz, ayrıca mücadelemizin her bir yönüne, müdahalenin her bir alanına nüfuz etmek zorundadır. Saldırımızın etkili olması için, her kentte, fabrikada, okulda, mahallede, kışlada, kurumda bulunan yapıları ve iktidarın temsilcilerini, tamamıyla aramızdaki ilişkileri tanımlayabilmek zorundayız ve fantazilerimizin ürettiği araç ve silahların çeşitliliğiyle onlara saldırmalıyız.

Bu, bizi, ‘Devletin kalbi’ne saldırma efsanesine yönelten Leninist tipi bir mistikleştirmeye gitmekten korur. Leninistler aslında eski kılcal damarlara dokunmayarak bu kalbi ele geçirmeye ve tüm ülkeye yayılmaya çalışırlar. Görevimiz, ayrıca bizi silahlı mücadelenin ‘profesyonellerinin’ rollerini kabul etmeye, etkinliğimizin ve yaşamlarımızın mücadelenin sadece askeri yönlerine indirgenmesine yönlendiren ‘silahlı mücadele eşittir yasadışılık’ gibi absürd bir denklemi reddetmektir

Anarşistler olarak çabalarımız, tam tersine, uzman elitlerin oluşmasına ve yaratıcı insanlarla silahşörler arasındaki yanlış alternatife karşı bu rol bölümlerinin ötesine geçmenin mümkün olduğunu göstermek.

Kaynak: PANTAGRUEL

One comment on “Mevcut çatışmadaki rolümüz – Alfredo Maria Bonanno

  1. Hozan dedi ki:

    “Devletin kalbi” ele geçirilince biraz mantık yürütmekle anlaşılacaktır ki nihai devrimde bütün organlarda ele geçirilme sürecinde girecektir. Lakin olası bir isyan da sadece devletin kalbine değil diğer organlarına da saldırıyı Leninist bakış açısı pratikleri ile göstermiştir. Demem o ki devrimcilerin başını çekeceği ama asıl halk kitlesinin , yığınının vs… sinin başını çekeceği devrimde kazanılan zafere iktidar olunmamak için sahip çıkılmamak devrim ile yıkılamayacak olan kapitalizmin toplanmasına zemin hazırlar buyrun size İspanya devrimi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code