İki yüzlü özgürlük – Savaş Düzdaş

3271602602_7c28dc4426_oİnsanoğlu, yeryüzündeki yaşamı boyunca ritüellerle, büyülerle, sanatlarla, dinlerle ve en sonunda bilim aracılığıyla yaşadığı dünyayı sürekli çözmeye, anlamlandırmaya ve aktarmaya çalışmıştır.

Bu serüveninde iki milyon yıl boyunca doğanın bir parçası olduğunun farkındalığıyla yaşayan insanoğlu, tarıma geçişle birlikte kendisini, hayvanları ve bitkileri evcilleştirerek kendisi de dahil bütün canlıları, köleleştirerek baltayı canlılığa vurmuştur.

Ortaçağda din ile kendisi de dahil tüm canlılığı katleden insaoğlu daha sonra kendisiyle yüzleştiğini, Rönesans’la kendisini keşfettiğini sanarak Kapitalizm ya da Sosyalizm ile artık herşeyi çözdüğünü savunarak silahlar üretip savaşarak temelinde yatan insan merkezci türcü düşüncesinden hiç vazgeçmeyerek yaptığı katliamları bilim/inanç/ekonomi/”özgürlük” ekseninde herşeyi insanlığa ithaf etmekte ve yaşanılan katliamları gizlemeye çalışmaktadır.

İnsanoğlu yaşama dair herşeyin insana ait olduğu saçmalığını genlerine kadar işleyerek, kendisini diğer canlı türlerinden ayırdığına inandığı ve övündüğü duygusallıktan uzak zihinsel-analitik işleyişine taparak, doğanın bir parçası olduğu ve yaşayan başka canlıların olduğu gerçeğini inkar edip efendisi gibi davranak kendi çıkarı için hayvanları, insanları ve doğayı katletmeyi kendisine hedef belirleyerek yeryüzünü felakete götürmektedir.

Bu sapmada tasarlamış olduğu insan merkezci ilerleyişinde bilim, tarih, tıp, felsefe, din, sanat, ekonomi, kültür ve daha bir çok mekanizma insanoğlunun yeryüzünün tüm canlılarına karşı işlediği katliamdan hep birlikte gizlenmesine aracı olmaktadır.

İnsanlar hayvanları ve doğayı katlederken, sömürürken, giyinirken, hapsederken, tecavüz ederken, (Avrupa da dahil birçok ülkede hayvan genelevi bulunmakta) yerken, aşağılarken(dil) eğlenirken onların acı çektiği gerçeğinden kaçarlar. Kendi canı acıdığında tüm dünyayı ayağa kaldırabilen insanoğlu hayvanların acılar içinde katledildiği gerçeğini kabullenmek istemez. Hergün tabaklarında cesEt yemeyi meşru hale getirmiş olan insanoğlu bu durumu bilim ve inanç gibi saçma nedenselliklere bağlayarak sanki doyması için başka besin kaynakları yokmuş gibi katliamcı insanmerkezci türcü kendisine ait bir özgürlük-etik anlayışı gerekçe sunmaya çalışır.

Kendi yaşamının kontol baskı vb her türden tahakkümüne karşı mücadele veren insanoğlu özgürlük mücadelesini de sadece kendi türü için vermektedir. Oysa yeryüzünde yaşayan sadece kendisi değildir hayvanların, insanların, doğanın katledilmesi, sömürülmesi denge unsurlarının insanlar tarafından bozulmasına hiçbir sebep ya da cevap olamaz. Milyarlarca insanın bu yaşam tarzıyla verdikleri zararı, bilimsel/inançsal temellere yaslamak, verdiği mücadelede önce insanlık bir kurtulsun demek, lobiler kurmak, katliamı karın doyurmaya proteine, ihtiyaca vb gizlemek hayvanların ve doğanın acı çektiği gerçeğinden kaçmak ikiyüzlü özgürlük mücadelesi vermekten -türcü bir anlayıştan başka birşey değildir.

Askeri tatbikatlarda ve bir çok farklı bilimsel deneylerde kozmetik, temizlik, et, süt, ilaç ve daha bir çok alanda sektör için bir çok hayvan ve doğa çeşitliliği katledilmektedir.

Ağaç kesilmeye çalışıldığında ağaca sarılıp kendi özgürlüklerini de ifade ederek bir yandan da hayvanların katledilmesine ortak olmak, yemek, tüketmek sadece ağaçların insan yaşamını koruduğu bilgisinden/inancından yola çıkıp hayvanları yok saymak insanmerkezci özgürlük anlayışının, yaşam tarzının apaçık bir örneğidir.

Aynı şekilde sadece hayvan özgürlüğü mücadelesi verip insana ve doğaya yönelik diğer faşizan katliamlara baskılara göz yummak önceliği hayvanlara yada doğaya vermek özgürlük mücadelesini sıraya koymak beni insanlar ilgilendirmiyor demek ya da hayvanları sadece çektiği acıyla sınırlamak, doğanın acı çekmediğini düşünmek, elit türcü bir özgürlük anlayışının farklı bir boyutudur. Sadece sağlığı için vejeteryan/vegan olmayı seçmek sağlıklı bir yaşam için önermek/savunmak insanın insana hayvana ve yeryüzüne uyguladığı tahakküme göz yummakla aynı şeydir.

Bir Türk bir Çin’liye kedisini köpeğini yedirtmez hatta bunun için kavga bile edebilir ama ona beslenmesi için kendi buzdolabından bir tavuk ya da kırmızı cesEt verebilir aynı Türk kedilerin ve köpeklerin katledilmesiyle elde edilen kürklerden giyebilir aynı şekilde kuşları evlerde kafeslere tıkmak hapsetmek uçmasını engellemek doğadan koparmak, sirklerde doğasından ayrılmış işkence edilerek eğitilen hayvanları izlemek de hayvanseverliğin tanımıdır.

Bir insan öldürüldüğünde farklı bir mekanizma işleyip gelişirken bir hayvanın etini, sütünü, derisini… sömürmek, yaşam alanından ayırmak ve doğayı talan etmek, normal görülüyorsa bu yaşama canlılığa karşı açılmış bir savaştır.

Heslere, doğanın katledilmesine karşı mücadele verip suyun değerini yalnızca insan için sahiplenip, mücadelesini vermek, Greenpeace gibi şirketleri beslemek çevreciliğin ve siyasi insanmerkezciliğinin tanımıdır. İktidara karşı mücadele vermeyi insanmerkezci-türcü biçimden inşa etmek, mücadeleyi yanlızca alanlara sığdırmak, iktidarı uzaklarda sanmak, yaşam ilişkilerinde içinde bulunulan iktidar ilişkilerini gözden geçirememek, yaşamını dönüştürememek, ağızdan düşürülmeyen kapitalizmi miğdeye sokmayı tercih etmekle aynı şeydir.

İnsanoğlunun yapmaya devam ettiği tüm katliamlar, alışkanlıklar tüketime dayalı yaşam tarzı tüm canlılığı güzel bir geleceğe değil, karanlık bir yolculuğa sürüklemektedir.

Bir ağaç öldürüldüğünde/sömürüldüğünde bir insan öldürüldüğünde/sömürüldüğünde bir hayvan öldürüldüğünde/sömürüldüğünde bir nesne tüketildiğinde tüm canlılık öldürülüyor/sömürülüyor ve bunların hepsini insanoğlu kendi eliyle yapıyor.

Sistemi yıkma çağrısı bir çok kişiye saçma geliyor oysa asıl saçma ve kötü olan bu sistemin içimizde ve dışımızda devam ediyor olması. Yaşam yalnızca tüm canlıları sistemden kurtarma arzusuyla değil aynı zamanda kendi iktidarını/sistemini kurmamak arzusuyla tüm canlılığa zarar vermeden birlikte ilişkilendirilmelidir.

Savaş Düzdaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code