“Taş Atan Ayıları” koruma ve yaşatma kolektifinden açıklama – Sinan İzmir

tumblr-inline-mnu3iylnjz1qz4rgp-E581-301A-25B4“Gezi Parkı Direnişi” namıyla tarihe geçen halk direnişi, çıktığı kentten uzak kentlere de sıçrayarak hala yer yer devam ediyor. Gencecik insanların katledilmesi, yüzlerce insanın yaralanması, ömür boyu sürecek sakatlıkların kalması, binlerce gözaltı ile özgürlüklerinden alıkonulmaları, gözaltı süreçlerinde yaşatılan yoğun fiziksel ve psikolojik saldırı, gözaltıların devamında gelebilecek yargı süreçleri ve belki hapis cezaları ve daha pek çok zorbalık örneği… Hepsi bir hafta içerisinde devlet tarafından halkının (Başbakanın tabiriyle) % 50’sine reva görülmüştür.

Pasif direnişle başlayan bu hareket, Sırrı Süreyya Önder’in desteği ile kamuoyunun gündemine gelmiş ve akabinde tüm Türkiye’ye yayılmıştır. “Aman halk direnişi olsun, hiçbir partiye mal edilmesin” anlayışı ciddi bir zafiyeti de beraberinde getirmiştir. Faşizme karşı “alternatif faşizmle” bile kol kola girebilme, ortaklaşabilmenin yolları aranmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi her zamanki tarzıyla, mal bulmuş mağribi gibi soruna atlayıp, “biz parti bayraklarımızı çektik” uyanıklığı ile alan hâkimiyeti kurmaya çalışmış, Antalya gibi kentlerde bunu başarmış ve direnişi özünden uzaklaştırarak “AKP karşıtlığına” indirgemiştir. Bu arada direnişin samimi ve özüne uygun simgesi olabilecek bir isim olan Sırrı Süreyya Önder heba edilmiştir.

Gezi Parkı’na yönelik devletin düzenlediği çapul (yağma ve talan) projesine karşılık, bir grup pasif direnişçi bu çapulculuğu durdurmak için hareket geçmiş; akabinde polisin “şafak operasyonlarındaki” çadır kundaklama, özel eşyalara zarar verme ve el koyma uygulamalarından sonra, ulusal basının tüm kepazeliğine rağmen Facebook ve Twiter gibi “baş belası” iletişim kanallarından kamuoyu görüntüleri izlemiş ve direnişe geçmiştir.

Süreç içinde direniş, ağaçları ve Gezi Parkı’nı aşarak çok katmanlı bir toplumsal kalkışmaya dönüşmüştür. Başbakanın nasırına basmadığı kimse kalmadığından (pardon, evlerinde tutulan % 50 hariç) herkes “yandım Allah” nidalarıyla bu haklı direnişi sokak sokak yükseltmiştir. Devlet klasik refleksiyle “iki tane patlatırım, hepsini dağıtırım” diyerek çevik kuvvetini salmış (% 50’nin bir kısmı bunlar olsa gerek), lakin halk daha çevik çıkarak ne gaza, ne copa, ne suya boyun eğmemiş, aksine gazla, suyla, copla daha da güçlenmiş kendine gelmiştir.

Ve Provokatörler (!) Sahnede…

İlk süreçlerde (yani polis bol bol gazlayıp, bol bol döverken) ön saflarda barikat kuran, polisin barikatlarını yıkan, zorbalığın yapı sökümcüsü, özgürlüğün ve isyanın dışavurumcusu bu güzel yürekli çocuklara kimse ses çıkarmıyordu. Hatta bir ara koca kepçe ile TOMA’yı önüne katmış kovalarken herkesin pek bir hoşuna gitmiş, pek bir eğlenilmişti. Tabii bu arada bu yapı sökümcü arkadaşlar bol bol gaz yiyor, ciddi yaralanmalara maruz kalıyor ve hatta belki de ömür boyu sürecek sakatlıklarla tanışıyordu. Polisin Taksim’den ve diğer kentlerde de sokaklardan çekilmesi için direniyorlardı.

Sonra (yani bu yapı sökümcü arkadaşların güçlü direnişi sonucu) polis Taksim’den çekildi. Peşinden “1 Mayıs” kutlamalarında binlerce üyesi ile Taksim’e girmeyi başaramayan Türkiye’nin iki büyük konfederasyonu olan KESK ve DİSK ellerini kollarını sallaya sallaya “direnişe destek” vermek için alana girdiler. (Bu arada DİSK ve KESK üyesi olup, başından beri sokak sokak direnişin içinde olan bireyleri tenzih ediyorum). Taksim artık polisin giremediği, geri çekildiği ve herkesi kendi haline bıraktığı ve şu son birkaç gündür sembolik düzeyde de olsa komünal yaşam pratiklerinin uygulanmaya çalışıldığı bir alan oldu.

Fakat “her devrim önce kendi çocuklarını yermiş” kuralından olsa gerek bir “provokatörlük” tartışmasıdır gitmeye başladı. Devlet ağzını açıyor, “provokatörler var”, kapıyor, “provokatörleri aranıza almayın.” Yine alandan kimi bireysel olarak kimileri de grup olarak ağızlarını açıyorlar “aramızda provokatörler var”, kapıyorlar, “biz şiddete karşıyız, provokatörleri istemiyoruz.”

Önce kavramı doğru tespit edelim. Kimdir provokatör?

İnsanları kışkırtan, “hadi polise saldıralım” diyen, “durduk yere sağa sola saldıran” insan tiplemeleri olarak yansıtılır bu kişiler. Oysa ortada bir direniş varsa bunu çimlere basmadan gerçekleştirmek olası mıdır? İsyanın ve karanın güzel çocuklarından bir arkadaşımız internette durumu şöyle özetliyor: “yahu biz polis geri çekilsin diye barikatta uğraşırken bir baktık arkamızdan taşlar geliyor. Önden polis gaz atıyor, arkadan da ‘halk’ direnişçileri “provokatörleri” uzaklaştırmak için taşlıyorlar.”

Burnuna kamera dayanmış bir tipi tip mikrofona “abi aramızda provokatörler var. Hadi Beşiktaş’a gidelim. Hadi polisi taşlayalım diyorlar.” Ah canım, benim. Annen sana o kötü çocuklarla oynama demedi mi? Ne işin var senin orda, git annenin dizinin dibinde otur evladım. Akşam saat dokuzda ana oğul balkona çıkıp tencere tavayla felekten direniş dolu bir gece çalarsınız.

Şimdi ortalık sakinleşiyor Taksim’de. Artık “devrimin çocuklarına” ihtiyaç kalmadı. Devlet ve işbirlikçilerine günah keçileri lazım… Herkes kendini temize çekmeli… O zaman burada anlatmaya ne yerimin ne sabrımın ne de vicdanımın el vermediği zulmü ve zorbalığı insanlara yaşatan polislere çiçek verelim. Polisten çiçek alalım. Olaylara benzin döken adam çıkıp “biz çevre bilincine sahip ve demokratik eylem haklarını kullanan insanlara saygı duyarız. Ama aranızda provokatörler var. Onları çıkarın aranızdan” der. Topu göğüsleyenler ellerinde kandil simidi çevik kuvvete dağıtır, Taksim dayanışması için paylaşılmış erzağı “bu erzak bize fazla sizinle paylaşmak istiyoruz” diyerek polise uzatır. Aramızdaki “provokatörleri” temizleyip, eğlencemize bakarız. Hatta “Sen gelme ulan ayı! Haklıyken haksız duruma düşmek istemiyoruz” diye zevzek zevzek grafikler hazırlarız. “Taş atmayın, şurada sere serpe uzanmış direnişin ve özgürlüğün tadını çıkaralım” diyenlerin kafalarına yedikleri gaz bombasından sonra mı böyle olduklarını düşünürüz.

Bugün İstanbul’un en önemli meydanını Devlet binlerce kişiye terk etmiş ve hiç karışmadan orada istediklerini yapabilmelerine izin veriyorsa bunu şimdi artık dışlamaktan keyif aldığınız “taş atan ayılar” sayesinde yapmıştır. Kimse size taş atın demiyor. Kimse size kalkın çatışmaya girin demiyor. Lakin biraz insaflı, vicdanlı ve adaletli olmanız gerekiyor.

Çapulcu değiliz belki ama “yalama” kelimesinin Meydan Larousse maddesini yazabilecek kapasitede bazı insanları da barındırıyor içinde bu direniş…

“Taş Atan Ayıları” Koruma ve Yaşatma Kolektifi

Yazan: Sinan İzmir

Alıntı: Radikal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code