Otonomiye Doğru – Kevin Tucker

Kültürümüz aşırı kişilik bozukluğundan muzdariptir. Kültür o kadar çok zırh takıyor ki, kendi bedeniyle bağlantılı olduğunu unutmuş görünüyor. Yüzü makyajla bile o kadar kaygılı görünmektedir ki, tepeden bakmayı unutmuş durumda.

Kendimizi o kadar göklere çıkarmışız ki, temellerimizin ayakta tutmamız gerektiğini unutmuşuz.  Diyoruz ki, ‘Buradayız ve hadi bunun üstesinden gelelim’. Bu durum, hiçbir yerde, yaşama yaklaşmak için girdiğimiz çare arayışı yarışında olduğundan daha açık olamaz.

‘Çareler’ bizi kuşatıyor. Çare, ‘nesli tükenmekte olan hayvanların’ içi doldurulmuş oyuncaklarını satan BP’dir. Kanserin çaresini bulmaya çalışan Phillip Morris’tir. Yaban hayatı koruyan Weyerhauser’dir ve şehirli gençleri şiddetten koruyan polistir. Açlık çeken ‘üçüncü dünya’ çocuklarını besleyen Monsanto’dur ve ‘birinci dünya’ çocuklarına ders veren Channel One’dır.

Bu; kamusal ilişkilere kadar inen ‘ilerlemenin’ fetihlerinin temelini oluşturan iyi ve kötünün ikiliğidir (yaşam ve hayatta kalma, lanet ve günahlardan arınma, diktatör ve lider, kendin seç).

Batmak veya yüzmek, bizimle birlikte su yüzünde kalmak oldu ve bunun için artık kaygılanmayacaksın. Ölümsüz, dürüst, yaratıcı/muhafaza edici olanın içine daldık. Sonsuza dek yaşayabilirsin, ancak biz ağırdan aldıkça ayrıntıların okunması güçleşiyor ve bakış açımızı mağaza ışıkları, bilgisayarlar, sokak lambalarında ve TVlerin ışıldayan parıltısında kaybediyoruz.

Asla ölmeyecek herhangi bir şeyden daha fazlasını istiyoruz. Saf özgürlüğün istemli olarak zombilerin yerine geçmek olması pek cazip gelmediğinden, bu belirsiz olana yönelik daimi arayış yaşam arzumuzun içine işliyor.

Ölenler, daha önce hiç bir zaman sahip olmadıkları yaşama umutsuzca sarılır.

Şimdiye kadar asla kendimiz için nefes almaya ihtiyaç duymadığımız böyle bir teknolojik boyutun geleceği içerisindeki ilerlemeci saplantılar, ”geçmişi” daha geriye (e-tarih kitap rafları üstüne) itmek için aşırı-isteksizlikle yoğunlaştı ve bizi “Sonların” (ilerleme ve büyüme) ortaya çıkabilecek olan bazı “imkanları” (muhtemelen biyo-bozukluk veya önlenebilir rahatsızlıklar) küstahça doğrulamakta olduğu “güç doğrudur” köşesine yerleştirmektedir.

Ve çareyi nerede aramalıyız?

Çare arayışı, şüphesiz uygarlık ideolojisinin bir parçasıdır. Çare arayışı bir bakıma ‘fırsat eşitliği sağlamaktır’. Çare, problemin doğal olarak oluştuğu varsayımı üzerinden istenir. Bu, ne olduklarından ziyade, varolmayan bir ‘sona’ doğru ‘imkanların’ sonuçları olarak kansere, gecikmeye ve doğal bir genetik ‘kazadaki’ aptallığa dönüşür. Böyle bir arayış kendi mezarımızı kazmaktır. Bir problemin çaresi bir sonrakinin nedeni oluyor ve her bir problemi izole ettiğimiz sürece, döngü kendi kendini devam ettirecektir.

Bizim ihtiyacımız olan çözümlerdir. Uygarlığın temellerine gözlerimizi kapatamayız ve kendimize gerçekten neyin olması gerektiğini sormak zorundayız. Bütün sosyal düzenin nedenlerini sorgulamalıyız.

Yalnızca bu yapıldığında gelecek için fedakarlık yapmayı durdurabilir ve şimdiyi yaşamaya başlayabiliriz.

Kevin Tucker

Kaynak: Green Anarchy

* İlk olarak Elfun çevirisiyle İ Ç G Ü D Ü S E L sayfasında yayınlanmış ve Sosyal Savaş editörleri tarafından yeniden düzenlenmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code